Kredi toplayın! Alışveriş yapın! Para kazanın!
Listelik'e katılarak ve her şeyin listesini yapmamıza yardımcı olarak bir çok yöntem ile kredi bakiyesi kazanın, aktivitelerle bakiyenizi yükseltin. Kredi bakiyelerinizi biriktirerek alışverişlerde kullanabilirsiniz. Ürünleri çok daha uygun fiyatlara veya tamamen bakiyeniz ile satın alın. Biriken kredi bakiyelerinizi para olarak hesabınıza çekebilirsiniz. Daha çok kazanmak için seçenekleri keşfetmeyi unutmayın. Detaylar

Mustafa Kemal Atatürk hakkında bilgiler listesi

Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
Atatürk'ün yazdığı kitaplar.
1) Medeni Bilgiler
2) Arıburun Muharebeleri Raporu
3) Atatürk'ün Hatıra Defteri
4) Mustafa Kemal Atatürk'ün Karlasbad Hatıraları
5) Zabıt ve Kumandan İle Hasbıhal
6) Cumalı Ordusu
7) Takımın Muharebe Eğitimi
8) Geometri
9) Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler
10) Bölüğün Muharebe Eğitimi
11) Taktik Tatbikat Gezileri

NUTUK
Yurdumuzun parçalanıp, işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklal Savaşını, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu ve inkılapların yapılışını anlatan Nutuk, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden, değerli bir kaynak eseridir.

Atatürk'ün kendi kaleminden çıkan bu eser, yine Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara'da toplanan İkinci Kurultayında 36,5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır.


Nutuk yalnız geçmiş devrin bir hikayesi olarak dünümüzü anlatmakla kalmayıp, yakın tarihimizden alınan ibret dolu tecrübelerle, milli varlığımızın bugününe de yarınına da ışık tutabilen bir değer taşımaktadır.

Nutuk, milleti ülkenin geleceğini belirleyecek olan milli birlik ilkesi etrafında bilinçlendirip, kenetlendirerek, milli irade ve milli hakimiyet kavramlarının harekete dönüştürülmesi yoluyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşundan Cumhuriyetin ilanına kadar uzanan başarılı bir tarihi akışın hikayesidir.

Nutuk ilk defa 1927 yılında, biri asıl metin, diğeri belgeler olmak üzere Arap harfleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Aynı yıl, tek cilt halinde lüks bir baskısı da yapılmıştır. Yazı inkılabından sonra, bu ilk metnin okunması güçleştiğinden, 1934 yılında, Milli Eğitim Bakanlığınca üç cilt olarak yeniden basılmıştır. Nutuk, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezince yeniden basılmıştır.

BÖLÜĞÜN MUHAREBE EĞİTİMİ

"Bölük Muharebe Eğitimi" olarak yayınlanan eser, meskun yerlerde muharebe, savunma ve taarruz konularını kapsamaktadır. Meskun yerlerin sınırlayıcı durumlarının muharebeye etkisi, savunma mevziinin seçimi, savunma mevziinin hazırlanması, ateş sahalarının temizlenmesi, ateş taksimi, ateş tutmayan ölü bölgelerin kapatılması ve mevziini işgali gibi savunmanın esasını oluşturan konular işlenmiştir. Ayrıca taarruzda birliğin aldığı tertip ve düzen, ilerleme, ateş üstünlüğü, ihtiyatların kullanılması gibi taarruz harekatında her zaman karşılaşılacak konular ele alınmıştır.

Genç Kurmay Ön yüzbaşı Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından, Almanca aslından tercüme edilen ve bağlı olduğu ordunun eğitimine katkısı olan bu eserden yeni nesillerin de faydalanabilmeleri için bugünkü Türkçe'ye çevrilmiştir.

CUMALI ORDUGAHI

Cumalı Ordugahı; Makedonya bölgesinde, Köprülü - İştip yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu ordugahta, 3. Süvari Tümen Komutanı Tuğgeneral Suphi Paşa'nın komutası altında kurulan bir süvari tugayına eğitim ve manevra yaptırılmıştır. Bu manevraya katılan Mustafa Kemal, "Cumalı Ordugahı" adlı eserini yazmış; süvari, bölük, alay, tugay eğitim ve manevralarını anlatmıştır.

Mustafa Kemal bir kurmay subay olarak teorik bilgilere önem vermekte, ancak askeri tatbikat ve manevralardan sadece katılanların yararlanmasını yeterli görmemektedir. Bu yüzden, 10 gün süren bu tatbikat sırasında tuttuğu gözlem notlarını, hazırlanan meseleleri ve komutanların yaptıkları eleştirileri yazmış, bol kroki ile küçük bir broşür haline dönüştürmüştür. 12 Eylül 1909'da tamamladığı bu eseri, Selanik'te 1909 yılında matbaa harfleriyle basılmıştır. Eser; 39 sayfa metin ve 7 adet krokiden oluşmaktadır.

TAKIMIN MUHAREBE EĞİTİMİ

Bu kitap; Berlin Askeri Üniversitesi eski müdürlerinden General Litzmann'ın "Seferber Mevcudunda Takım, Bölük ve Taburun Muharebe Talimleri" adlı eserinin ilk bölümünü oluşturmakta olup, Selanik'te 3.Ordu Karargahında görevli, Kurmay Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Kemal tarafından Almanca'dan Osmanlıca diline çevrilmiş ve 1908 yılında Selanik Asır Matbaasında basılmıştır.

Kitabın özü; seferi tam mevcutlu bir takımın, değişik hava şartları ve çeşitli arazide, basit bir mesele içinde muharebe yöntemlerinin uygulaması, avcı hattı teşkiliyle bir avcı hattının ateş muharebesi üzerinde toplanmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa, subayların arazide yetiştirilmesini amaçlayan tatbikatın, önemini vurgulayan bu eserini, 1911 yılında 5. Kolordu Harekat Şube Müdürü iken yazmıştır. Bu eserde, karşılıklı olarak kırmızı ve mavi muharebe birliklerinin Selanik-Kılkış arasında yaptıkları savunma ve taarruz uygulamalarının değerlendirilmesi yapılmıştır.

TAKTİK VE TATBİKAT GEZİSİ

Bu eserinde, bir muharebeyi sevk ve idarede belirli kuralların olamadığını vurgulaması yanında, komutan olan kişinin nitelikleri üzerinde de durmuştur. Bunlar ise; birliğini barışta ve savaşta eğitmek, yönetmek ve gözetmekteki üstün başarı, elindeki kuvvetin eksikliğini giderecek düşünce gücü ve astlarından her konuda üstünlüğü sağlamaktır. Bunun yanında, kişisel cesaret, başkalarının hareketini önceden seziş ve harekatını en uygun zamanda yapabilme yeteneği olmalıdır. Ortak amacın gerçekleştirilebilmesi için birliklerini başarılı bir şekilde yönetmeli, astları üzerinde etkili olmalı ve otoritesini kurabilmelidir.

Bu eserde ayrıca bir komutanın başarılı olabilmesi için bu kuralları sadece okumuş ve öğrenmiş olmanın yeterli olamadığı, bunların tatbikatının da önemi belirtilmiştir

GEOMETRİ

Atatürk bu kitabı ölümünden bir buçuk yıl önce III. Türk Dil Kurultayından hemen sonra 1936-1937 yılı kış aylarında Dolmabahçe Sarayında kendi eliyle yazmıştır. Atatürk Arapça ve Farsça terimlerle dolu ders kitaplarının öğrenciler açısından öğrenimi geciktireceğini düşünmüştü.

SUBAY VE KOMUTAN İLE KONUŞMALAR

"Subay ve Komutan ile Konuşmalar" Atatürk'ün askerliğe ilişkin eserlerinin en önemlilerinden birisidir. Bu eser, Atatürk, 1914 yılında Kurmay Yarbay rütbesiyle Sofya askeri Ataşesi olarak bulunduğu sırada, Nuri Conker'in "Zabit ve Kumandan (Subay ve Komutan)" adlı kitabına karşılık olarak yazılmıştır.

Genç subayın, içinde bulunduğu ordudaki aksaklıkları, hataları nasıl sezdiğini; bunlara karşı tepkisiz kalmayarak üst makamlara hatalar ve çözüm yollarını nasıl sunduğunu; ülkenin içinde bulunduğu askeri ve siyasal durumdan duyduğu acıları kitabın birinci bölümünde bulmaktayız.

Atatürk, bir subayın taşıması gereken özveri, ölümü göze alma, emri altındakileri sevk ve idare edebilme, taarruz ruhu, inisiyatif özellikleri hakkında, Nuri Conker'in görüşlerine katılmış ve kendi düşüncelerini de çeşitli örneklerle destekleyerek açıklamıştır.

Bunların yanı sıra, Türk kadınının, aslında toplumu yaratmada çok etkili olabilecekken, suskunluğu seçtiğini bütün açıklığıyla ortaya koymaktan kendini alamamıştır. Türk ulusu hakkında ise "kuşkusuz bizim ulusumuzun karakteri de bütün karakterler gibi yükselmeye ve istenen şekle girmeye elverişlidir. Fakat kendi kendisine olmak koşuluyla..."dedikten sonra, dışarıdan ulusumuzun karakterine yapılmak istenen etkilerin amacına ulaşamayacağını vurgulamıştır.

Subaylarda ve erlerdeki inisiyatif özelliğine eserinde geniş bir bölüm ayıran Atatürk, kendi dönemindeki ile daha önceki dönemlerde Osmanlı ordusunu kıyaslamıştı. Özellikle Trablusgarp Savaşında edindiği deneyimler ile kendiliğinden hareket ve iş görme özelliğinin, olması gereken sınırını göstermiştir.

Atatürk, eserin son bölümünde, Kuzey Afrika'da birlikte çarpıştığı korkusuz ve yiğit silah arkadaşlarını anmış ve onları "yüksek askerlik niteliklerine" sahip insanlar olarak tanımlamıştır. Bu davranışı Onun diğer bütün üstünlüklerinin yanı sıra insancıl yönüne de tanıklık eder.
 
Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
Atatürk'ün okuduğu kitaplar.

ATATÜRK'ÜN KİTAPLIĞINDAKİ TÜRKÇE VE OSMANLICA KİTAPLARDAN BAZILARI;

Ahmet Vefik Paşa : Lehçe-i Osmani
Ahmet Vefik Paşa : Lehçe-i Osmani
Mehmet Salahi : Kamus-u Osmani
Avram Galanti : Türkçede Arabi ve Latin Harfleri ve İmla Meselesi
Mehmet Ali : Tahsil-i Lisan-ı Alman
Nüzhet : Kendi Kendine Almanca
Ahmet Cevat : Türkçe sarf ve nahif
Kazım Nami : Türkçe Oku, Türkçe Yaz
Mithat Sadullah : Latin Harflerinin Türkçeye tatbiki
İbn Emin Mahmut Esat : Tarih-i Din-i İslam
Osman Bin Süleyman : Kamus
Lütfullah Ahmet : Hayat-ı Hazret-i Muhammet
Abdunnaim Bin Hasan : Ceridetül Evail ve Hamidetül Evahir
Ahmet Halit : İslam Büyükleri
Abdurrahmanil Cami : Tercüme-i Nefhatül İnsan
Mehmet Cemil : Hukuku Düvel
Katip Çelebi : Cihannuma
Feridun Bey : Feridun Bey Münşeatı
Mehmet Bin Sait : Kitabü'l Tabakatü'l-Kebir
Şemseddin Sami : Kamusu Alam (6 cilt)
Şemseddin Sami : Kamusu Okyanus


H.Z. Ülken : Aristo Metafizik
Süheyl Ünver : İbn-i Sina
Ahmet Rifat : Lügat-ı Tarihiye ve Osmaniye
M.Fuat : Amerika'da Tükler ve Gördüklerim
Rıza Tevfik : Kamus-u Felsefe
Cemal Paşa : Hatırat (1913 - 1922)
Mehmet Cemil : Sulhta ve Harpte Hukuku Düvel
Evliya Çelebi : Seyyahatname
Suphi : Tekmiletül'l-iber
Lütfi Simavi : Devr-i İnkılap
Mustafa Necip : Selimname
Osmanzade Taib : Hakikatü'l Vüzera
Ahmet Saip : Vaka-i Sultan Aziz
Ahmet Hilmi : Tarih-i İslam
Mazhar Fevzi : Hayr-i Sahil
Ziya Paşa : Endülüs Tarihi
Resulzade Mehmet Emin : Azerbaycan Cumhuriyeti
Ali Reşat : Tarih-i Osmaniye
Ali Reşat : Kurun-u Cedide Tarihi
Sebahattin : İttihat ve Terakki Cemiyetine Açık Mektuplar
Mahmut Esat : Tarih-i Dini İslam
Ahmet Mithat : İnkılap
Ahmet Cevdet : Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa
Mustafa Efendi : Tarih-i Selanik
M. Şemsettin : İslam Tarihi
Ahmet Rasim : Osmanlı Tarihi
Necip Asım : Türk Tarihi
Mustafa Nuri Paşa : Netayic-ül Vukuat
Mehmet Zihni : Neşahir-ün Nisa
Mehmet Şemsettin : Mufassal Türk Tarihi
Ziya Gökalp : Türk Medeniyeti Tarihi

ATATÜRK'ÜN OKUDUĞU YABANCI KİTAPLARDAN BİRKAÇI;

M. Roux de Rochelle : Etats-Unis D'Amerique
M. Dubois de Jancigny ve M. Xavier Raymond : Inde
M. Chopin : Russie
M. G. L. Domeny de Nenzi : Oceanique
Bary de St Vinvent : Iles de l'Ocean
M. Ph. Le Bas : Etats de la Confederation Germanique
M. Van Hasselt : Belgique et Hollande
M. Louis Lacrcix : Iles de la Grece
M. Louis Lacrcix : Chili, Paraguay, Uruguay, Buenos Aires
Champollion Figeac : Egypte Ancienne
M. J. J. Marcel : Egypte depuis la conquete des Arabes
Rozet et Carette : Algerie, Etats Tripolitains, Tunisie
Lavalle ve Gueroult : Espagne
M. Ph de Golbery : Histoire et Description de la Suisse et du Tyrol
M. G. Pauthier : Chine et son Description Historique
M. Chepin ve A. Ubicini : Provinces Danubiennes et Roumanies
M. Ph. le Bas : Suede et Norvege
Ferdinand Denis : Portugal
Ferdinand Denis : Afrique
Ferdinand Deniz - M. C. Famin : Bresil, Colombie et Guyane
M. Larenaudiere ve M. Lacroix : Mexique Guatamala Perou
M. Davezat : Iles de l'Afrigue
M. A. Tardieu, M. S. Cherubini : Senegambie et Guinee
M. N. Desvergers : Nubie, Abyssinie
Lacroix Yanoski : Italie Ancienne
M. Le Chevalier Artaud : Italie Sicile
Frederic Lacroix : İles Baleres et Pithyuse
M. Friess De Colonma : Histoires des Antilles
M. Elias Rensult M. Roux De Rochelle : Villes Anseatiques
M. Ferdinand Hoeger : Chaldee Assyrie Medie Babylonie
M. Neel Desverges : Arabie
S. Munk : Palestine Description Geographique historique et areheologique
Jean Yanosky ve M. Jules David : Syrie Ancienne et Moderne
M. Dubeux : Tatarie, Beloutchistan
M. V. Valmont, M. Xavier Raymond : Boutan et Nepal
Ernest Lqvi see ve Alfred Rambaud : Histoire Generale du IV e Siecle a nos jours (12 cilt)
Jean Jaures : Histoire Socialiste de la Revolution Française
Hilaire de Barenton : Le Mystere des pyramides

ATATÜRK'ÜN DİL DEVRİMİ SIRASINDA ÇALIŞTIĞI KİTAPLARDAN BAZILARI;

H. F. Kuergic : Psychologie de Quelgues Elements des Langues Turques (1)
Vilhelm Thomson : Inscription de l'Orkhon
M. Guizot : Dictionnaire Universel des Synonymes
M. Brasseur de Bourburg : La Langue Maya
Hilaire de Barenton : L'Origine des langues des Religions et des Peuples
 
Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
Atatürk ve 19 sayısı.

1. 1881'de 19. yüz yılın bitimine 19 yıl kala doğmuştur.
2. Sağlığında, İngiliz imparatorluğu hükumeti Atatürk'ün doğum gününü tebrik için Türk hükumetinden sormuş, ATATÜRK 19 Mayıs 1881 diye yanıtlamış ve kayıtlara böyle geçmiştir.
3. 1900'de 19 yasında Harbiye' ye girmiştir.
4. 19 Aralık 1904' de bağımsız düşüncelerinden ötürü yıldız sarayına çağrıldı.
5. Harp akademisinden aldığı sicil 317-8 dır. Bu rakamların tek tek toplamı 19 eder.
6. Çanakkale savaşının zaferle sonuçlanmasında 19' uncu fırkayı (tümen) kurmuş ve ona komuta etmiştir.
7. 19 mayıs 1915'de albay oldu.
8. Mahiyetindeki komutanlara: "Ben size, taarruz edin demiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar yerimize başka kuvvetler gelebilir" demiş, elindeki çok az kuvvetle 19 Mayıs 1915'e kadar oyalama muharebesi ile düşmanı tutmuştur. Düşmanın yine Çanakkale'deki başarısızlıkları sonucunda 10 Aralık 1915'te Gelibolu Yarımadası boşaltılmıştır.


9. Zor bir duruma düşen 7. Ordu' ya komutan tayın edilen M.Kemal, bir düşman saldırısını seziyor ve hazırlanıyor. Nitekim 19 Eylül sabahı düşman harekete geçiyor, hem de kat kat üstün kuvvetlerle. Sağındaki ve solundaki kuvvetler epeyce kayıp verdikleri halde M.Kemal zamanında aldığı tedbirlerle kayıp vermekten kurtuluyor.
10. 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkacak olan Atatürk' ün bindiği vapurda 19 yolcu vardı. 19 Mayıs 1963 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya'nın 19 Mayıs ve ötesi adlı makalesinden.
11. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıyor. Bu tarihte 3 tane 19 rakamı vardır ki Atatürk'ün ömrü de zaten 3x19 dur. 19 Mayıs 1919'da iki on dokuz = 38 yasındaydı.
12. 19 yıl Türk milletinin hakimiyetine bilfiil hakim olmuş, Türk milletine baş komutan ve devlet başkanı olarak hizmet etmiştir. (1919-1938)
13. Milli Mücadele'ye fiili olarak başlaması için komutanlara yaptığı konuşma ve Mecliste milli davanın gerçekleşmesi yolunda güdülecek siyasetin karara bağlanma tarihi de 19 Kasım 1919'dur.
14. Sakarya Meydan Muharebesini kazandıktan sonra, başarısına karşılık TBMM kendisine olan minnet ve şükranını belirtmek için 19 Eylül 1921'de kabul ettiği özel bir kanunla Mareşallik ve Gazilik unvanı vermiştir.
15. Millete yayınladığı bir beyanname ile Osmanlı Devletinin hayat ve egemenliğinin sona erdiğini belirterek Türk milletini hayat ve bağımsızlığa kavuşturmak için, Ankara'da olağanüstü bir Meclis toplantısı ve Türk milletinin iradesini bu Meclise devretmeyi 19 Mart 1920'de kararlaştırmıştır.
16. Hitabet sanatının bir şaheseri olan Büyük Nutuk'un sonundaki Türk Gençliğine Hitabesi de başlangıç cümlesiyle beraber 19 cümledir.
17. Büyük devlet adamı ve eşsiz kahramanın adı ve soyadı ^^MUSTAFA KEMAL ATATÜRK^^ 19 harftir.
18. "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ". Bu şaheser cümle 19 harftir.
19. "İSTİKLAL GÖKLERDEDİR" Ne rastlantıdır ki, Atatürk'ün bu sözleri de 19 harftir.
20. 10 Kasım 1938 (19x2x19) (10 Kasım günü saat 9 da 10+9=19) 3x19 = 57 yaşında ölümlü yasama gözlerini kapamıştır.
21. Cenazesi büyük bir merasimle 19 Kasım 1938 günü Yavuz zırhlısı ile İzmit'e götürülmüştür.
22. En Büyük Kahramanın ebediyete intikali üzerine arkadaşı ve halefi İsmet İnönü'nün Türk milletine beyannamesi 19 cümledir.
23. Doğum ve ölüm yılları (1881 ve 1938), 19 sayısının katlarıdır.
24. 1919 rakamında 101 tane 19 vardır.
25. İlk 19 yılda hazırlandı, İkinci 19 yılda siyaset ve askerlik alanında savaştı, üçüncü 19' uncu yılda devlet başkanı sıfatı ile hizmet etti.
 
Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
Atatürk'ün ölüm ilanı.

Türkiye Cumhuriyeti Hükumetinin resmi tebliğidir :

Müdavi ve müşavir tabiplerin neşredilen son raporu, Atatürk'ün dünyaya gözlerini kapadığını bildirmektedir.

Bu acı hadiseyle Türk vatanı büyük yapıcısını, Türk milleti ulu şefini, insanlık büyük evladını kaybetti. Milletimize, içimiz yanarak, bu tarife sığmayan acıdan dolayı en derin taziyelerimizi sunarız.

Kederlerimizin tesellisini ancak ve ancak Onun büyük eserine bağlılıkta ve aziz vatanımızın hizmetinde ararız. Şurasını da her şeyden evvel beyan etmeliyiz ki ölmez olan, onun büyük eseri, Cumhuriyet Türkiye'sidir. Hükumetimiz, içinde bulunduğumuz bu mühim anda, bugüne kadar olduğu gibi dikkatle vazife başındadır. Müesses olan nizam ve idame hususunu, büyük Türk milletinin hükumetiyle tek vücut olarak teyit ve temin edeceğine şüphe yoktur.

Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 33. maddesi mucibince Büyük Millet Meclisi derhal yeni Reisicumhuru intihap edecektir. Türkiye'nin en büyük makamına, Teşkilat-ı Esasiye Kanununa göre geçecek zatın etrafında hükumetiyle, şanlı ordusuyla ve bütün kuvvetleriyle Türk Milleti sarsılmaz bir varlık olarak toplanacak ve yükselmesine devam edecektir.

Bugün ayrılığına ağladığımız büyük şefimiz Atatürk, her vakit Türk Milletine güvendi. Eserlerini bu güvenle yaptı. İdamesi esbabını da istimal ederek güvenle büyük milletimize bıraktı. Ebedi Türk Milleti onun eserlerini ebediyetle yaşatacaktır. Türk gençliği onun kıymetli vediası olan Türkiye Cumhuriyetini daima koruyacak ve onun izinde yürüyecektir.

Kemal Atatürk, Türk'ün tarihinde ve gönlünde daima yaşayacaktır.
 
Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
MİSAK - I MİLLİ (MİLLİ ANT)
İSTANBUL
28 OCAK 1920 ( Türkçesi )
1. Osmanlı Devletinin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşik olduğu, 30 Ekim 1918'de mütarekenin imzalandığı tarihte, düşman ordularının işgali altında kalan kesimlerin kaderi, halkının serbestçe verecekleri karara uygun olarak belirlenmesi gerekeceğinden, adı geçen mütareke hattı içinde ve dışında din, ırk ve soy bakımından birleşik ve birbirine karşı saygı ve fedakarlık duygularıyla dolu olarak soy ve toplum hukukları ile çevre koşullarına tam olarak uyan Osmanlı Müslüman çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu bölgelerin hepsi gerçekten veya hükmen hiç bir şekilde bölünmez bir bütündür.
2. Halkı, ilk serbest kaldıkları zaman halkın oylarıyla ana vatana katılmış olan üç sancak [1] için gerektiğinde yeniden serbestçe halkoyuna başvurulmasını kabul ederiz.
3. Türkiye ile yapılacak barışa bırakılan Batı Trakya'nın hukuki durumunun saptanması da, halkın tam bir serbestlik içinde açıklayacakları oylara uygun olarak yapılmalıdır.
4. İslam Hilafet ve Saltanat Merkezi ve Osmanlı hükme merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara Deniz'inin güvenliği her türlü tehlikeden uzak ( korunmuş ) olmalıdır. Bu ilke saklı kalmak şartıyla, Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ulaşımına açılması hakkında, bizimle diğer bütün ilgili devletlerin birlikte verecekleri karar geçerlidir.
5. İtilaf Devletleri ile düşmanları ve bazı ortakları arasında kararlaştırılan antlaşma esasları çerçevesinde azınlıklar hukuku komşu ülkelerdeki Müslüman ahalinin de aynı hukuktan yararlanmaları güvencesiyle tarafımızdan desteklenecek ve sağlanacaktır.
6. Milli ve ekonomik gelişme olanağını elde etmek ve daha çağdaş ve düzenli bir yönetim şeklinde işleri yürütmeyi başarabilmek için, her devlet gibi, bizim de, gelişme sebeplerimizin sağlanmasında tam bir hürriyet ve bağımsızlığa kavuşmamız, varlığımızın ve hayatımızın esasıdır. Bu sebeple, siyasi, adli, mali ve benzeri gelişmelerimize engel kayıtlara karşıyız.
Gerçekleşecek borçlarımızın ödeme koşulları da bu ilkelerle çelişmeyecektir.
 
Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
Cumhuriyetin ilanı.

Lozan'ın kabulü ve barışın sağlanması ile geride Türk Devletinin siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.'nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız-şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. Padişah'ın işgal ettiği Saltanat-Hilafet makamı yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik sistemdi. 1300 yılından beri de Osmanoğulları'ndan başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve Padişah'ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak Padişah'tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesinde ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de B.M.M.'nde somutlaşmıştı. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu. Kurtuluş Savaşı ulusal bağımsızlık yanında ulus egemenliğini de açık bir biçimde ortaya koyduğu için Padişah daha başından beri milliyetçilerin amansız düşmanı kesilmişti. M. Kemal Paşa Padişah'ın ihanetini bildiği halde, henüz zamanı olmadığı için Padişah'ı hedef almadı. Genç subaylık yıllarından beri inandığı ve Erzurum'da Mazhar Müfit'e not ettirdiği "Cumhuriyet" inancını "Ulusal bir sır" olarak sakladı. Kurtuluş Savaşı.içinde "Cumhuriyetçi" bir düşünceyi ortaya atmak iç parçalanmaya yol açacağı için bu yola gitmedi. Hatta Sivas Kongresi sırasında "Cumhuriyet" ilan edelim önerilerini ret etmişti. Fakat Kurtuluş Savaşının Başkomutanı, Türk Ulusu'nun kurtarıcısı M. Kemal, Türkiye'nin siyasal yapısını değiştirmenin ilk adımını Saltanatın kaldırılmasını sağlamakla attı. Saltanatın kaldırılışına en yakın arkadaşları bile karşı çıkmışlardı. Meclis'te tutucu kanat direndiyse de, M. Kemal Paşa'nın kararlı ve sert tutumu sonucu Saltanatın kaldırılışı sağlandı. Fakat onun bu sert tutumu endişe doğurdu. Bunun bir başlangıç olduğunu görenler çeşitli yöntemlerle M. Kemal Paşayı engellemeye çalıştılar.


2 Aralık 1922'de Meclise muhalif grup tarafından bir öneri verildi. "İntihab-ı Mebusan Kanunu"nda değişiklik yapılmasını isteyen önergede "Büyük Millet Meclisi'ne üye seçilmek için Türkiye'nin bugünkü sınırları içindeki yerler halkından olmak ve seçim çevresine yeni gelenlerin ise en az beş yıl oturmuş olmaları" gerektiği kanun hükmü haline getirilmek isteniyordu. M. Kemal Paşayı milletvekili seçilmekten yoksun bırakmak isteyen bu önerge üzerine söz alan M. Kemal Paşa, doğum yerinin Türkiye'nin sınırları dışında kaldığını ve bir yerde beş yıl oturmadığını belirttikten sonra, düşmanlara karşı savaştığını , vatanı kurtarmak için hiç bir yerde beş yıl oturamadığını hatırlatıp, ulusun sevgisini kazanmış bir insan olmasına rağmen kendisini yurttaşlık haklarından yoksun bırakmak isteyen bu kimselerin bu yetkiyi kimden aldıklarını sordu. Önerge ret edildi.

Mustafa Kemal'in kamuoyu yoklaması yapmak üzere 14 Ocak 1923'de Batı Anadolu'da bir geziye çıkmasını fırsat bilen muhalif grup, Onun Ankara'dan ayrıldığının ertesi günü "Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi" başlıklı bir broşür yayınladılar. Broşürün önceden hazırlanmış olduğu ve M. Kemal'in Ankara'dan ayrılmasını fırsat bilerek dağıtıldığı anlaşılıyordu. Broşürün ana fikri, İslam kamuoyunun son gelişmelerden (Saltanatın Kaldırılışı) büyük ızdırap içinde bulunduğu, Hilafet'in hükumet demek olduğu ve Hilafet'in hukuk ve görevlerini yok etmenin hiç kimsenin, hiç bir meclisin elinde olmadığı esaslarına dayanıyor, "Halife Meclisin, Meclis Halifenindir." sözleriyle bitiriyordu Yürütme yetkisinin Halife'ye verilmesini ve Meclis'in aldığı kararların ve kanunların Halifeyi bağlamayacağı, dolayısıyla Meclis'in çıkardığı Saltanat ve Hilafet ile ilgili yasaların meşru olmadığı görüşü savunuluyordu. Bu bildiri, M. Kemal'e ve Onun gerçekleştirmek istediği devrime bir tepki idi.

İzmit'e gelen M. Kemal, din ve hilafet konusunda yaptığı açıklamada "Türkiye Büyük Millet Meclisi Halife'nin değildir ve olamaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız Ulusundur." dedi. T.B.M.M.nin büyük programının tam bağımsızlık, kayıtsız şartsız ulusal egemenlik esaslarına dayandığını, teokratik devlet. biçiminin ve buna bağlı bütün toplumsal düzenin ve çıkarların yıkılacağını belirtti. 16 Ocak'ta yaptığı toplantıda, Hilafet'in dinle ilgisi olmadığını, siyasi bir mevki olduğunu, idare-i maslahatçılıkla devrim yapılamayacağını belirtikten sonra "Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafamızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız devrim ve ilerleme bir an bile durmayacaktır." diyerek gericilere gerekli yanıtı verdi. Basınla iyi ilişki kurmak istediği için İzmit'te yaptığı basın toplantısında, "Devrim" yapılacağını açıklarken, Mecliste birliğin sağlanması için "Müdafaa-i Hukuk Gurubu"nun gerekli olduğunu bunun dışındaki grupların yararlı olmadığını belirtti ve İttihatçılardan ülke yararı için politikaya karışmamalarını istedi. Bu sırada Annesi Zübeyde Hanım'ın ölüm haberi geldi. İzmir'de annesinin mezarı başında devrimci inancını "Ulusal hakimiyet uğrunda canımı vermek benim için bir vicdan ve namus borcu olsun." sözleriyle bir kez daha yineledi. Bu sırada Lozan'ın ilk görüşmeleri kesildiği için İsmet Paşa ile Ankara'ya döndü. Mecliste gizli oturumlar çok sert geçti. Trabzon mebusu Şükrü Bey'in Topal Osman tarafından öldürülüşü, M. Kemal'e saldırılara yol açtı. M. Kemal'i kendilerine büyük engel gören, tutucu, gerici, ittihatçılar, çıkarcı gruplar, O'na karşı muhalefette birleşiyorlardı. Yakın arkadaşlarından Rauf Bey, Karabekir, Refet, Ali Fuat Paşalar da yavaş, yavaş yanından ayrılıp, Hilafetçilere kuvvet veriyorlardı. Saltanatı geri getirmek isteyen gericilerin çalışmaları karşısında arkadaşlarının kendisini yalnız bıraktığını gören M. Kemal 20 Mart 1923'te Konya'da yaptığı bir konuşmada Türkiyeyi Orta çağ karanlığına çekmek isteyen gericilere karşı tutumunu açıkça şu sözleriyle belirtti: "Eğer onlara karşı benim şahsımda bir şey anlamak isterseniz, derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, yalnız benim amacıma değil, o adım benim ulusumun hayatıyla ilgili, o adım benim ulusumun hayatına karşı bir kasıt, o adım ulusumun kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı fikirde olan arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adımları atanları tepelemektir... Sizlere bunun da üstünde bir söz söyleyeyim. Örneğin eğer bunu sağlayacak kanunlar olmasa, bunu sağlayacak meclis olmasa, öyle olumsuz adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam; yine tepeler ve yine öldürürüm." Cumhuriyete doğru gidiş bu kararlı sözlerle açıkça görülüyordu. M. Kemal Paşa, 8 Nisan 1923'de dokuz ilkede görüşlerini toplatarak, programını belirlerken, siyasi biçimlenmeyi de hazırladı.

Savaş zamanının T.B.M.M.'nin görevi son bulmuştu. Bu sebeple Meclis kendini dağıtıp, seçime gitme kararı aldı. M. Kemal, dağılmadan önce Meclisten 15 Nisan'da, Saltanatı geri getirmeye çalışanları vatan haini kabul eden bir kanun değişikliği ile "Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na, ileride gerekirse yine İstiklal Mahkemeleri kurma fırsatını veren bir ek getirdi."

Yeni kurulacak Mecliste kuvvetli bir kadro oluşturmayı ve böylece Cumhuriyet'i ilan etmeyi düşünen M. Kemal'in bu çalışmaları yakın arkadaşlarının kendisinden uzaklaşmasını hızlandırdı. Rauf Bey ve arkadaşları, M. Kemal'in partiler üstü kalmasını, politikaya karışmamasını, önererek, Onu pasif duruma getirmek istiyorlardı. Rauf Bey'in İsmet Paşa ile aralarının açılması da bu ayrılığın başka bir yönü idi. Lozan'dan dönen İsmet Paşayı karşılamak istemeyen Rauf Bey Başbakanlıktan bile istifa etti.

İkinci Meclis, toplandıktan sonra Lozan'ı onayladı. Artık sorun Türkiye'nin rejiminin belirlenmesiydi. M. Kemal 22 Eylül 1923'de "Neue Treie Presse" adlı bir Viyana gazetesi muhabiriyle yaptığı görüşmede, 23 Nisan 1920'de kurulan sistemin Cumhuriyet olduğunu fakat adının açıklanamadığını belirtip, yapılacak işin yalnızca isim koymak olduğunu söyledi.

Yeni devletin başkentinin neresi olacağı da bir sorundu. Ankara 1920'den beri bu işi yapıyordu. Merkezi ve güvenli durumu ortada idi. Mecliste uzun tartışmalardan sonra 13 Ekim'de Ankara başkent olarak oy çokluğu ile kabul edildi. Cumhuriyet'in İlanı'na bir adım daha yaklaşılmıştı.

M. Kemal'e Cumhuriyet'in İlanı'na fırsat veren bir hükumet buhranı oldu. Başbakan Fethi Okyar Beye karşı Mecliste muhalefet oluşması üzerine M. Kemal, "Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili Fevzi Paşa"nın dışında kabinenin istifasına karar verdi ve 27 Ekim'de uygulandı. Mevcut sisteme göre her bakan Meclis tarafından tek tek seçiliyordu. İstifa eden bakanlar yeniden seçilirlerse, görev kabul etmeyeceklerdi. Bu sırada Rauf Bey, Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet Paşalar İstanbul'da bulunuyorlar ve temasları, Halife'ye yakınlık gösterileri oluyordu. Ankara'da' ise kabine kurulamıyordu. Bu gelişmeler üzerine "Cumhuriyet İlanı" ile işi kökünden çözmeye karar veren M. Kemal 28 Ekim gecesi Çankaya'da İsmet Paşa ve bazı kimseleri toplantıya çağırdı ve "Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz." diyerek kararını açıkladı. Misafirlerin ayrılmasından sonra İsmet Paşayı alıkoydu ve birlikte, Teşkilat-ı Esasiye Kanununda gerekli değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar. Ertesi gün saat 10'da Parti grubunda yapılan toplantıda, M. Kemal Paşa Genel Başkan olarak Hükumet buhranının mevcut sistemden kaynaklandığını, bunun çözümünün istikrarlı bir sistemde olduğunu belirttikten sonra değişiklik önergesini okuttu:

  • Türkiye Devletinin Hükumet şekli Cumhuriyettir.
  • Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur.
  • Türkiye Devleti, Hükumetin inkısam ettiği idare şubelerini İcra Vekilleri (Bakanlar Kurulu) vasıtasıyla idare eder.

Bu önerge Parti toplantısında tartışıldı Büyük Millet Meclisinin aynı akşam (29 Ekim 1923) saat 18:45'de yaptığı toplantıdan sonra 20.30'da "YAŞASIN CUMHURİYET" sesleri arasında Cumhuriyet ilan olundu ve yeni Türk Devletinin adı kondu. "TÜRKİYE CUMHURİYETİ" Hemen arkasından da Türk Ulusu'nun kurtarıcısı Gazi M. Kemal oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçildi. Kürsüye gelen Cumhurbaşkanı M. Kemal, kendisini Cumhurbaşkanı seçen Meclise teşekkür ettikten sonra "Son yıllarda Ulusumuzun fiili olarak gösterdiği kabiliyet ve istidat, kendi hakkında kötü düşüncede bulunanların ne kadar tetkikten uzak görünüşe önem veren insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Ulusumuz kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, Hükumetin yeni adıyla uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir... Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır." sözleriyle konuşmasını tamamladı. M. Kemal Cumhurbaşkanı seçildiğinde henüz 42 yaşındaydı. Cumhuriyetin ilk Başbakanı İsmet Paşa oldu.

19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan yeni ve bağımsız ,bir Türk Devleti kurmak savaşı dış ve iç düşmanlara karşı başarıyla sonuçlanarak Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Kurtuluş Savaşının inanç ve başarısı nasıl Atatürk'ün eseri idiyse, Cumhuriyet de yine Onun eseri idi. İleri ki yıllarda bunu şu sözleriyle belirtti. "Benim en büyük eserim Türkiye Cumhuriyetidir."

Bir zamanların muhteşem Osmanlı İmparatorluğu, gerek iç gerekse dış etkenlerin sonucunda 18. y.y.'dan itibaren hızlı bir çöküntüye girdi. Kapitülasyonlar sebebiyle Avrupa devletlerinin açık pazarı durumuna geldi. Rusya ve Avusturya'nın devamlı saldırıları sonunda savaşları kaybederken, önemli topraklarını elden çıkardı. İmparatorluğun bu çöküntüsünü gören Padişahlar, İmparatorluğu kurtarmak için ıslahat önlemlerine başladılar. Fakat yalnızca askeri olan bu önlemler etkili olamadı. III. Selim'in başlattığı Nizam-ı Cedit ise 1807'de gerici bir ayaklanma ile son buldu.

19. y.y.'da çöküntü büyük hızla sürerken,Fransız Devriminin ortaya koyduğu ulusal bağımsızlık ve egemenlik akımları, Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlar'da yaşayan Hristiyan azınlıklarını etkiledi ve bağımsızlık isteklerini kamçıladı. Sırp, Yunan ve hatta Mısır ayaklanmaları İmparatorluğun iç bünyesini sarstı ve bunlar giderek bağımsızlık veya özerklik kazandılar. Bu yüz yılda Rus tehlikesi karşısında İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğunun toprak bütünlüğünü koruma politikası izlediler. Kırım Savaşında bu politika sonucu Rusya'ya savaş bile açtılar. 1838 ticaret anlaşması ile imparatorluk ekonomik bakımdan batının eline geçerken, 1854'den sonra başlayan dış borçlanma ile,1881'de mali iflasa ve batının mali denetimine girdi. II. Mahmut Islahatı ve Tanzimat da İmparatorluğun kurtuluşu için çözüm olmadı. Genç Osmanlıların çalışmaları 1876'da Kanun-u Esasinin ilanını hazırladı. Birinci Meşrutiyet yaşama fırsatı bulamadan 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı bu dönemin sonunu hazırlarken, Abdülhamit'in "İstibdadı" başladı. Bu tarihten sonra İngiltere de koruyucu politikasını terk etti. Ermeni konusu da ilk kez gündeme geldi. Osmanlı İmparatorluğu bundan sonra Almanya'ya yanaştı. Alman siyasi, askeri ilişkisi, Alman ekonomik ihtiraslarını da getirdi. Bağdat Demir yolu projesi bunu simgeledi.

20. y.y.'a girilirken Abdülhamit'e karşı başlayan Genç Türk hareketi gittikçe kuvvetlendi ve 1908'de II. Meşrutiyeti getirdi. Fakat 31 Mart gerici ayaklanması ile 1909'da iç buhran yaşandı. II. Meşrutiyet de İmparatorluğu kurtaramadı. Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük akımlarının çatıştığı bu dönem, içte buhranlar, anarşi yaratırken, dışta da Trablus ve Balkan Savaşlarında büyük yenilgi ve tüm Makedonya'nın kaybı ile sonuçlandı. İktidarı ele geçiren İ.T. ise diktatörlüğe gitti. İ.T. nin üç güçlü adamı Enver, Talat ve Cemal Paşalar, 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı'na Almanya yanında girerlerken İmparatorluğun kaderi de çizilmiş oldu. Bu savaştan çok ağır kayıplarla yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu Mondros Ateşkesi ile kayıtsız şartsız teslim oldu.

Yüz yıldan beri süren Doğu Sorununun çözümü, Avrupa'nın Hasta Adamının mirasının paylaşılması ile Türk Ulusu'nun dünya siyasi tarihindeki varlığı ortadan kaldırılmak isteniyordu. Savaş içinde gizli anlaşmalarla, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya Osmanlı İmparatorluğunun paylaşılmasını kararlaştırmışlardı. Fakat Rusya'da devrim çıkınca anlaşmalar önemini yitirdi. Türk Ulusu'nun hakkında karar verecek en büyük kuvvet İngiltere idi. İngiltere Batı Anadoluyu Yunanistan'a veriyor, Doğuda bir Ermenistan ve Kürdistan kurmak istiyor, Türk yurdunun geri kalan yerlerini de Fransa ve İtalya ile paylaşıyordu. Ülkenin yağmalanmasına boyun eğen Padişah ve Hükumet, kurtuluşu İngiliz himayesinde görüyorlardı. Halk ve aydınlar çaresizlik içinde, çoğunluk kadere boyun eğmiş görünüyordu. Kurtuluş çareleri arayanlar Padişah-Halifesiz bir çare düşünemiyordu. Kurtuluşu Amerikan mandasında görenler veya yörelerinin kurtuluşunu sağlamak için çalışanlar vardı Birinci Dünya Savaşının sonundaki perişan ve çaresiz durumda, bir tek insan, M. Kemal top yekun kurtuluş ve tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak düşüncesiyle Samsun'a geldi. Onun yola çıktığı sırada ise Yunanlılar İzmir'i işgal ediyorlardı. Padişah ve Hükumet ise İzmir'i Yunanlılara veren İngilizlerin hala körü körüne her isteğine boyun eğiyorlardı. Düşmanla işbirliği yapan Padişah ve İstanbul Hükumetinin bu tutumları karşısında M. Kemal, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik savaşının esaslarını Amasya'da ulusu ve orduyu Padişah-Halifeye karşı ayaklandırmak şeklinde belirledi. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde de bu esaslar içinde yeni bir Türk Devletinin kuruluşunun ulusal bilinçlenme, idari, siyasi örgütlenmesini de gerçekleştirdi. Misak-ı Milli ile bu esaslar İstanbul'da bir kez daha ortaya konunca İngilizler, İstanbul'u işgal ettiler. Bundan yılmayan M. Kemal, Ankara'da ulusun meşru iradesinin eseri olan ulusal egemenlik prensibini B.M.M. ile ortaya koydu. Fakat bütün bunların gerçekleşmesi çok büyük güçlükler ve olanaksızlıklar içinde yapılıyordu. Bir yandan İtilaf Devletleri ve Yunan saldırısı ve baskıları bir yandan Padişah ve İstanbul Hükumetinin M. Kemal ve B.M.M.'ni gayri meşru ilan etmesi, Türk Ulusu'nu olumsuz yönde etkiledi. Türk Ulusu, yüzlerce yıldan beri dini ve geleneksel iktidar kabul edilen Padişah-Halife ile bu değerleri yıkan ve yerine ulusal,egemenlik değerleriyle ulusu bir araya toplamak isteyen M. Kemal hareketi arasında bir süre bocaladı. Yer yer B.M.M.'nin otoritesine karşı ayaklanmalar çıktı. Doğu Anadolu'da Ermenilere, Güneyde Fransızlara karşı savaşıldı. Batıda Yunan Taarruzu ve iç ayaklanmalara karşı Kuva-yı Milliye ile çözüm bulan B.M.M. daha sonra düzenli ordu kurar. I. ve II. İnönü Savaşları ile ilk askeri başarılarını sağladı. Diğer yandan dış ilişkilerde Sovyetler Birliği ile Moskova Antlaşmasını imzaladı. Sakarya Meydan Savaşında Yunan Ordusunu yendi. Fransa ile de anlaşan Türkiye İtilaf blokunu da parçaladı. 26 Ağustos 1922'de başlayan ve 9 Eylül'de İzmir'de Yunan Ordusunun denize dökülmesi ile son bulan Büyük Taarruz, Türkiye gerçeğini ve Türk Ulusu'nun yenilmez azmini bütün dünyaya kanıtladı. Askeri başarısını Mudanya Ateşkesi ve Lozan Antlaşması ile de onaylattı. Emperyalizme karşı yapılan bağımsızlık savaşını kazanan, "Türk Mucizesi"ni yaratan Türkiye'nin bu başarısı bütün Mazlum Uluslara örnek oldu.

M. Kemal Kurtuluş Savaşının bittiği yerde; Türkiye'nin çağdaşlaşma savaşını başlattı. 1 Kasım 1922'de Saltanatın kaldırılışı ve 29 Ekim 1923'de Cumhuriyet'in İlanı ile Türkiye yeni devlet sistemini Fransız Devrimi ile ortaya konan insan haklarına dayanan "Ulusal ve Laik Devlet"i gerçekleştirmiş oldu. Ancak, çağdaş devlet ve ülke olma mücadelesi için Türk Devriminin başarılması için Cumhuriyet döneminde Atatürk 'ün yeni mücadele vermesi gerekiyordu.
Kaynakça​
1Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1.
 
Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
M.KEMAL'İN SAMSUN'A ÇIKIŞI VE ŞUURUN UYANIŞI:
  • Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Pontusçu Rumlar Samsun ve Trabzon çevresinde Türklere saldırmaya başladılar.
  • Türkler'in kendilerini savunmalarını ise İngilizler güvenliği bozma olarak nitelendirip, Osmanlı Hükumetinden bu karışıklığın önlenmesini istediler. Maksatları bu bahaneyle Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesini uygulayıp buraları işgal etmekti.
  • Osmanlı Devleti, Samsun ve çevresindeki karışıklığın önlenmesi için M.Kemal'i 9. Ordu müfettişliğine atadı. Böylece hem M.Kemal İstanbul'dan uzaklaştırılacak hem de Samsun ve çevresindeki kargaşalıklar önlenmiş olacaktı.
  • Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ulaştı.
  • M.Kemal'in düşüncesi; yurdu düşmandan kurtarmaktı. Anadolu'ya resmi bir görevle gitmesi işleri kolaylaştırdı.
  • M.Kemal "Ya İstiklal, Ya Ölüm" parolasıyla çalışmalarına başladı.
  • Havza'da gerçekleştirdiği ilk mitinginde ordunun dağıtılmamasını silahların teslim edilmemesini duyurdu ve düşman saldırılarının protesto edilmesini bildirdi.
  • Milli şuuru uyandırarak, milli teşkilat kurmayı
  • İşgaller karşısında alevlenen milli heyecanı bütün yurda yaymayı düşünüyordu.
  • Türk milleti ortak amaç etrafında birleşmeden savaşı başlatmak istemiyordu. Çünkü birlik olmanın önemini biliyordu.
İŞGALLERE KARŞI İLK DİRENİŞ:
  • Güney cephesinde, Fransızlara karşı Dörtyol'da başladı. (19 Aralık 1919)
  • Batı cephesinde, yunanlılara karşı direniş İzmir'in işgali ile başladı. Bergama, aydın, Soma, Nazilli, Ödemiş'te oldu. Ödemiş'te İLK KURŞUN SAVAŞI ile Yunanlılara karşı ilk teşkilatlı savaş yapıldı.

AMASYA GENELGESİ:
  • M.Kemal'in amacı: Anadolu ve Rumeli'de kurulmuş olan milli cemiyetleri tek amaç doğrultusunda birleştirmekti. işte bu düşünceler içinde Amasya Genelgesini hazırladı.
  • Amasya Genelgesinde:
  • Vatanın içinde bulunduğu durumu
  • İstanbul Hükumetinin tutumu
  • Bu durumdan nasıl kurtulunacağını ve neler yapılması gerektiğini bildirdi.
MADDELERİ:
  • Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.
  • İstanbul'daki hükumet, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirmemektedir.
  • Milletin bağımsızlığını, yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır.
  • Milletin durumunu gözden geçirmek ve haklı sesini dünyaya duyurmak için, her türlü etkiden uzak milli bir kurulun toplanması gereklidir.
  • Anadolu'nun en güvenilir yeri olan Sivas'ta milli bir kongrenin acele toplanması kararlaştırılmıştır.
  • Bu amaçla bütün illerden, milletin güvenini kazanmış üçer delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
  • Bu durumun milli bir sır olarak saklı tutulması lazımdır.
ÖNEMİ:
  • Kurtuluş Savaşı için atılmış önemli bir adımdır.
  • Kurtuluş Savaşının ilk defa gerekçesi, amacı ve yöntemi belirtilmiştir.
  • Türk milleti'ne egemenliği eline alması için bir çağrıdır.
  • M.Kemal yeni bir meclis ve hükumet daha doğrusu yeni bir devlet kurmayı amaçlıyordu.
  • Artık millet yönetilmeyecek, yönetecekti.
  • M.Kemal, İstanbul, Anadolu'ya egemen değil, bağlı olmalıdır demiştir.
ERZURUM VE SİVAS KONGRELERİ:
Erzurum Kongresi(23 Temmuz 1919):
  • Mondros Ateşkes anlaşmasına göre, Doğu Anadolu'daki Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput illerinde bir karşılık çıkarsa buraları işgal edebileceklerdi. Amaç: Doğu Anadolu'da Ermenilere yurt sağlamaktı.
  • Doğu Anadolu halkı, işgallere karşı koyabilmek için Doğu Anadolu Müdafaii Hukuk Cemiyetini kurdu. Cemiyetin, gerçekleştirdiği en önemli iş bütün doğru illerinin temsilcilerinin katılmasıyla, bir kongrenin toplanmasını kararlaştırmış olmasıdır.
MADDELERİ:
1.) Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür.
2.) Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Devletinin dağılması halinde,millet birlikte savunma yapacak ve direnecektir.
3.) İstanbul Hükumeti, vatanın bağımsızlığını sağlayamaz ve koruyamazsa,geçici bir hükumet kurulacaktır.
4.) Milletin idaresini egemen kılmak esastır.
5.) Hristiyan azınlıklara,siyasi ve sosyal egemenlik ya da dengemizi bozucu ayrıcalıklar verilemez.
6.) Manda ve himaye kabul olunamaz.
7.) Mebuslar Meclisinin hemen toplanmasını ve hükumet işlerinin,meclisin denetimine konulmasını sağlamak için çalışılacaktır.

ÖNEMİ:
  • Amacı, toplanış şekli bakımından bölgesel, aldığı kararlar bütün yurdu ilgilendirdiği için milli bir kongredir.
  • Milli bir hükumet kurmak ve milli egemenliği gerçekleştirmek fikri ilk defa açıkça ortaya konmuştur.Temsil heyeti bu amaçla oluşturulmuştur.
  • Yeni bir devlet kurma fikri ilk defa ortaya atılmıştır.
  • Manda ve himaye kabul edilmeyeceği açıkça ifade edilmiştir.
SİVAS KONGRESİ (4-11 Eylül 1919):
  • Amasya Genelgesiyle, Sivas'ta bir kongrenin toplanması istenmişti.
  • İstanbul Hükumeti bu kongrenin toplanmasını engellemeye çalıştı. M.Kemal'in tutuklanması emrini verdi. Hilafet devletleri de aynı çabayı sarf etti. Fakat engelleyemediler. Kongre toplandı. Başkanlığına da M.Kemal seçildi.
  • Vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığının nasıl sağlanacağı konusu ele alındı. Bu konuda Erzurum Kongresindeki kararlar aynen kabul edildi.
  • Vatanın parçalanmasını önlemek için kurulan bütün milli cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi.
  • Bu cemiyet adına söz söylemeye ve iş görmeye yetkili Temsil Heyeti seçildi. Başkanlığına da M.Kemal getirildi.
  • Kongrenin en tartışılan konusu Manda, yani güçlü bir devletin himayesine girme isteği idi. Kesinlikle reddedildi.
ÖNEMİ:
  • Amacı, toplanış sekli ve aldığı kararlar bakımında milli bir kongredir.
  • Vatanın bütünlüğünü korumak ve bütünlüğünü sağlamak amacı taşır.
  • Milli cemiyetlerin birleştirilmesi kuvvetlerin bir merkezden ve aynı amaçla yönetilmesi sağlanmıştır.
  • Erzurum kongresinde alınan kararlar pekiştirildi.
AMASYA GÖRÜŞMESİ (20-22 Ekim):
  • İstanbul'da yasal bir hükumet kuruluncaya kadar Anadolu ile İstanbul'un haberleşmesinin kesilmesini ve hükumet işleri için yazışmalarını Sivas'taki temsil heyeti ile yapılmasını istedi. Damat Ferit Paşa istifa etti.
  • Yerine geçen Ali Rıza Paşa Temsil Heyeti ile görüşmek üzere Bahriye nazırı Salih Paşayı görevlendirdi.
  • M.Kemal ve Rauf Bey ile Bahriye nazırı Salih Paşa arasında yapılan görüşmede alınan kararlar:
1.) Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı korunacaktır.
2.) Müslüman olmayan topluluklara siyasi egemenlik ve sosyal dengemizi bozacak nitelikte haklar verilmeyecekti.
3.) İstanbul Hükumeti Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini tanıyacaktır.
4.) Osmanlı Mebuslar Meclisi Anadolu'ya, İstanbul Hükumetinin uygun göreceği güvenilir bir yerde toplanacaktır.

ÖNEMİ:
  • İstanbul Hükumeti Amasya görüşmesine temsilci göndermekle, Temsil Heyetinin hukuki varlığını tanımış oluyordu.
  • İstanbul Hükumeti yukarıda alınan kararlardan sadece Mebuslar Meclisinin toplanmasını kabul etti.
M.KEMAL VE TEMSİL HEYETİNİN ANKARA'YA GELİŞİ (27 Aralık 1919):
- M.Kemal gelişmeleri yakından izleyebilmek için Temsil Heyeti ile birlikte Ankara'ya geldi.
Çünkü;
  • Ankara her bakımdan güvenlikte idi.
  • İstanbul ile rahat ulaşım ve haberleşme olanağına sahipti.
  • Yunanlılar ile yapılacak savaş alanına yakındı.
SON OSMANLI MEBUSLAR MECLİSİ, MİSAK-I MİLLİ ve İSTANBUL'UN İŞGALİ:
a.) Son Osmanlı Mebuslar Meclisi ve Misak-ı Milli (29 Ocak 1920):
  • Padişah Vahdettin, Mondros Ateşkes Antlaşmasının, uygulamaya konulduğu günlerde Mebuslar Meclisi'ne kapatmıştı.
  • Amasya görüşmelerinde ise yeniden açılması kararı alındı.
  • Mebuslar Meclisi için yapılan seçimleri, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini adayları ya da desteklediği kişiler çoğunlukla kazandılar.
  • M.Kemal, tüm çabalarına rağmen Mebuslar Meclisinin, İstanbul dışında güvenlikte olan bir ilde toplanması hükumete kabul ettirmemiştir. Biliyordu ki İstanbul'da toplanacak meclis, uzun süreli çalışmaz ve serbestçe kararlar alamaz. Zamanla gelişen olaylar ne kadar haklı olduğunu gösterecektir.
  • M.Kemal seçilen bir kısım mebuslarla Ankara'da görüştü. Misak-ı Milli esasları kararlaştırıldı.
  • Mebuslar Meclisi 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplandı. Temsil Heyeti taraftarı Mebuslar, Felah-ı Vatan grubunu oluşturdular. Bu grup Misak-ı Milli adlı belgeyi hazırladılar.
b.)Misak-ı Milli:
Maddeleri:
1.) 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı sırada Türk askerinin koruduğu Türk vatanının tümü, ayrılık kabul edilemez bir bütündür.
2.) Kendi istekleri ile ana vatana katılmış olan Kars, Ardahan, Batum ve Artvin'de gerekirse gene halkın oyuna başvurulabilir.
3.) Batı Trakya'nın durumunun tespitinde halkın oyuna başvurulmalıdır.
4.) İstanbul'un güvenliği sağlandıktan sonra Boğazların dünya ticaretine ve ulaşımına açılmasında, bizimle ilgili devletlerden verecekleri karar geçerli olmalıdır.
5.) Azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkın da aynı haktan yararlanmaları şartı ile kabul edilecektir.
6.) Milli ve ekonomik gelişmemizi engelleyip siyasi, mali, ve adli sınırlamalar(kapitülasyonlar) kaldırılmalıdır.

ÖNEMİ:
  • Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararlar Mebusan Meclisi tarafından kabul edilmiştir.
  • Türk vatanının bugünkü sınırları tespit edilmiştir.
  • Böylece Kurtuluş Savaşının dayandırılacağı ilkeler açıkça ortaya konmuştur.
  • Amasya görüşmelerinden sonra milli mücadeleye meşruluk kazandıran ikinci ve daha önemli belgedir.
c.) İstanbul'un İşgali (16 MArt 1920):
Misak-ı Milli kararlarına kızan İtilaf devletleri Türklere gözdağı vermek için;
  • İstanbul'u işgal ettiler.
  • Mebuslar Meclisini basarak Temsil Heyetinin görüşleri doğrultusunda çalışan mebusları tutukladılar. Bazıları Anadolu'ya kaçtılar. Bazıları Malta adasına sürgüne gönderildi.
  • Anadolu'ya sürdürülen milli mücadeleden vazgeçilmezse İstanbul'u tamamen alacaklarını bildirdiler.
  • Vahdettin Mebuslar Meclisini kapattı.
  • Ali Rıza Paşa, Hükumet başkanlığından istifa etti. Salih Paşa Hükumeti kuruldu. O da istifa etti ve yerine Damat Ferit Paşa geçti.
  • İstanbul'un işgalini, Manastırlı Hamdi Efendi adında yurtsever bir telgrafçı M. Kemal'e bildirdi.
ANADOLU'NUN TEPKİSİ:
M.Kemal bu olay üzerine:
1.) Durumu vatanın her tarafına duyurdu ve protesto etti.
2.) İstanbul ile telgraf ve telefon haberleşmesinin kesilmesini istedi.
3.) İşgal güçlerinin İstanbul ve Adana'dan Anadolu'ya yapacakları sevkıyata engel olmak için Geyve ve Ulukışla demir yollarını tahrip ettirdi.
4.) Anadolu'dan İstanbul'a her türlü mali kaynak gönderimi oldu.

İŞGALİN SONUCU:
  • TBMM'nin açılmasına imkan hazırlandı.
  • Osmanlı saltanatının bir nevi sonu oldu.
TBMM'NİN AÇILMASI (23 NİSAN 1920):
  • İstanbul'un işgali ve Mebuslar Meclisinin kapatılması üzerine M.Kemal, Temsil Heyeti adına yayımladığı bir emirle, Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını duyurdu.
  • Seçimler yapıldı. Seçilen milletvekilleri ile İstanbul'dan kaçabilen milletvekilleri Ankara'da toplandı ve TBMM açıldı. Meclis, M.Kemal tarafından verilen önergeyi kabul etti.
Buna göre;
1.) Hükumet kurmak zorunludur.
2.) Geçici olarak bir hükumet başkanı tanımak ya da padişah vekili atamak doğru değildir.
3.) Mecliste toplanmış olan milli iradeyi, vatanın geleceğine el koymuş olarak tanımak temel ilkedir. TBMM'nin üstünde bir güç yoktur.
4.) TBMM, kanun yapma ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır.
5.) Meclis'ten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükumet işlere bakar. Meclis Başkanı, bu kurulun da başkanıdır.
  • Böylece millet egemenliğine dayanan yeni Türk Devletinin temelleri atılmış oldu.
  • Yönetimde millet söz sahibi olduğu için devletin adı da Cumhuriyet olmalıydı.
  • M.Kemal TBMM başkanlığına seçildi.
  • Hükumetin kurulmasına karar verildi. 3 Mayıs 1920'de TBMM Hükumeti kuruldu. Avrupa devletlerine, İstanbul Hükumeti ile yapacakları antlaşmaların geçersiz olduğunu bildirdi.
  • 20 Ocak 1921'de ilk Anayasa hazırlandı.
  • Meclisin başkanı aynı zamanda hükumetin de başkanıydı. Hükumet üyeleri (bakanlar) mecliste yapılan oylamalarla belirleniyordu.
  • Yasama, yürütme, yetkisi meclise aitti. (kuvvetler birliği)
TBMM'NE KARŞI İSTANBUL HÜKUMETİNİN TUTUMU VE AYAKLANMALAR:
  • Bu sırada Damat Ferit Paşa yeniden sadrazam olmuştu. TBMM'nin açılmasını istemiyordu. M.Kemal ve arkadaşlarının yürüttükleri mücadelenin yanlış olduğunu savunuyordu.
  • M.Kemal hakkında idam kararı çıkardılar.
  • Halkın dini duygularını istismar ederek dini silah olarak kullanmışlardır. Şeyhülislamdan fetva çıkararak M.Kemal'in mücadelesini padişaha karşı gelme olarak nitelemiş ve dine aykırı davranışlarının ölümle cezalandırılması gerektiğini duyurmuşlardır.
  • Milli kuvvetleri yok etmek için Kuva-yi İnzibatiye adıyla yeni bir ordu kuruldu.
  • Bu ayaklanmaları işgal kuvvetleri de destekledi.
  • İstanbul Hükumeti ve İngilizlerin kışkırtmasıyla birçok ayaklanma çıkmıştır.
TBMM'nin Ayaklanmaları Bastırmak İçin Aldığı Önlemler:
  • Ayaklanmalar Kuva-yi Milliye birlikleri tarafından bastırıldı.
  • Damat Ferit Paşa vatan haini ilan edildi.
  • TBMM Hıyanet-i Vataniye Kanununu çıkardı. İstiklal mahkemeleri kuruldu.
  • Ankara müftüsü Rıfat Hoca ile 150 din adamı, İstanbul'daki fetva'ya karşı bir fetva yayınla***** milli mücadelenin dine aykırı olmadığını duyurdular.
SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920):
-1. Dünya Savaşını kazanan devletler,yenilgiye uğrattıkları Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan ile barış antlaşmaları hemen imzaladıkları halde Osmanlı Devleti ile yapacakları antlaşmayı ertelemişlerdi. Çünkü;
  • Osmanlı Devletini paylaşma konusunda anlaşamamışlardır.
  • İtilaf Devletleri Ocak 1919'da toplanan, Paris Barış Konferansında Osmanlı Devletinin parçalanmasını kararlaştırdılar. Ana hatlarını San Remo Konferansında belirlediler.
  • Antlaşmanın imzalanmasını çabuklaştırmak amacıyla Yunan ordusu Trakya'dan saldırıya geçti.
  • Antlaşma Saltanat Şurasında incelendi. Rıza Paşa'dan başka hepsi kabul ettiler. Paris'in Sevr mahallerinde 10 Ağustos 1920'de antlaşma imzalandı.
MADDELERİ:
1.) İstanbul dışında bütün Trakya, Yunanistan'a bırakılacak
2.) Suriye ve Lübnan, Fransa'ya terk edilecek.
3.) Arabistan ve Irak, İngiltere'ye bırakılacak.
4.)İstanbul, Osmanlı Devletinin başkenti olarak kalacak, fakat azınlıkların hakları korunmazsa, burası Türklerin elinden alınacaktı.
5.) Doğu Anadolu'nda iki yeni devlet kurulacak.
6.) Boğazlar, savaşta ve barışta bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulacak.
7.) İzmir, Türklerde kalacak, fakat yönetimi Yunanlılara bırakılacak.
8.) Azınlıklara çok geniş haklar verilecek.
9.) Osmanlı Devletinin bütün gelir kaynakları, İtilaf Devletlerinin işgal masraflarına ve savaş tazminatını ödemeye harcanacak. Osmanlı Devletinin maliyesi, İtilaf Devletlerinin tayin edeceği bir komisyonun elinde olacaktı.
10.) Osmanlı Devletinin en çok 50.000 kişilik bir ordusu olacak, ordunun ağır silahları, uçakları ve savaş gemileri olmayacaktı.
11.) Kapitülasyonlardan bütün devletler yararlanacaktı.

DOĞU CEPHESİ - ERMENİLERLE SAVAŞ:
  • Osmanlı Devletini parçalamak isteyen devletler, kendilerine çıkar sağlamak için Osmanlı ülkesinde yaşayan Müslüman olmayanların haklarını savunma rolü oynamışlardır.
  • Ermenileri de politikalarına alet ettiler. Ermeni sorunu ilk olarak 1877 - 1878 Osmanlı-Rus savaşında, Doğu Anadolu'nun bir kısmını ele geçiren Rusların, buralardaki Ermenileri kışkırtmasıyla başladı.
  • Daha sonra Rusya ve İngiltere Ermeni sorununu kendi çıkarları doğrultusunda kullandılar.
  • Rusya, kurulacak bir Ermenistan ile Akdeniz'e ulaşmayı
  • İngiltere, bağımsız bir Ermenistan düşüncesiyle, Rusya'nın Akdeniz'e ulaşmasını önlemek istiyordu.
  • Kışkırtmalar sonucu bağımsız bir devlet kurma düşüncesiyle kapılan, Ermeniler Erzurum, İstanbul, Yozgat, Kayseri, Çorum ve Van'da olaylar çıkardılar.
  • Padişah 2. Abdülhamid'i öldürme teşebbüsünde bulundular.
  • 1909'da Adana'da isyan çıkardılar.
  • 1. Dünya Savaşında Doğu Anadolu'da ilerleyen Rusların yanında yer aldılar. 1914'te Zeytun'da isyan çıkardılar, Türkleri öldürdüler.
  • Bunu üzerine TBMM, Ermenileri göç ettirme yasasını çıkararak Ermenileri Suriye'ye göç ettirdi.
  • 1. Dünya Savaşından sonra Kafkasya'nın güneyinde bir Ermenistan Devleti kuruldu. İtilaf devletleri Doğu Anadoluyu Ermenilere vermeyi planladılar.
  • Bundan cesaret alan Ermeniler, 1920 Haziranında Türkiye'ye saldırıya geçtiler. Fakat Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk kuvvetlerine yenildiler ve Gümrü Antlaşmasını yapmak zorunda kaldılar. (3 Aralık 1920)
  • Bu antlaşma ile,
  • Kars ve çevresi geri alındı.
  • TBMM'nin askeri ve siyasi alanda kazandığı ilk uluslararası başarıdır.
  • Doğu cephesi kapanmış, buradaki kuvvetler batı ve güney cephelerine kaydırılmıştır.
-Ermeniler Doğu Anadolu'daki hayallerinden bir süre için vazgeçtiler. Ermeni sorunu kapandı. Daha sonra Gürcistan ile bir anlaşma yapıldı.
  • Ardahan, Artvin, Batum tekrar topraklarımıza katıldı.
  • Böylece belirlenen Doğu sınırımız, daha sonra 16 Mart 1921'de Rusya ile imzalanan Moskova Ant ile kesin şeklini aldı.
GÜNEY CEPHESİ:
  • İngilizler Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi uyarınca Urfa, Antep, Maraş'ı işgal ettiler. Ancak buralardaki Türk yönetimine karışmadılar. Milletin onuruna dokunacak hareketlerden kaçındılar. Bu sebeple silahlı bir direnişle karşılaşmadılar.
  • Daha sonra kendi aralarında yaptıkları bir anlaşma ile İngilizler buraları, Fransızlara bıraktılar. Büyük işkenceler yaptılar. Bunun üzerine halk direnişe geçti.
  • Sivas Kongresinde güneydeki Kuva-yi Milliye direnişinin örgütlenmesi kararlaştırıldı. Temsil Heyeti tarafından buraya subaylar gönderildi. Batı cephesinden farklı olarak, Güney cephesinde halkın tamamı bu subaylarla kaynaşarak topyekun bir savaş başladı.
  • Antep, Urfa, Maraş'ta milli cepheler oluşturuldu, Kuva-yi Milliye birlikleri kuruldu.
  • Fransızlar 12 Şubat 1920'de Maraş ve 11 Nisan 1920'de Urfayı boşaltmak zorunda kaldılar. Antep'e ise ancak 1 yıl sonra girebildiler.
  • Sakarya Savaşını kazanmamız üzerine Ankara Antlaşmasını yapmak zorunda kaldılar.(20 Ekim 1921)
  • Fransızlar da Misak-ı Milli'yi ve yeni Türk Devletini tanımış oldular.
  • Güney sınırımız güvenlik altına alındı.
  • Türk kuvvetlerinin bit kısmı Batı Cephesi'ne kaydırıldı.
  • İtilaf devletlerinin Türkiye'ye karşı oluşturdukları birlik bozuldu. Fransızlar ve İtalyanlar Yunanistan'dan uzaklaştılar.
  • Güneybatıda İtalyanlarla ciddi bir çatışma olmadı. İtalyanlar Sakarya Zaferi sonunda Anadolu'ya tamamen terk ettiler.
1. İNÖNÜ SAVAŞI (6-10 OCAK 1921):
NEDENİ:
1.) İtilaf Devletleri desteğiyle Sevr Antlaşmasını Türklere kabul ettirmek
2.) TBMM, ordularını yok edip Ankara'ya kadar olan Türk topraklarını ele geçirmek ve TBMM'yi kapatmaktı.
3.) Demir yollarının kavşağı olan Eskişehir'i ele geçirmek.

SONUCU:
1.) Yunanlılar yenildi. Çerkez Ethem kuvvetleri dağıtıldı.
2.) Yeni Türk Devletinin iç durumunu kuvvetlendirdi. Dış itibarını arttırdı.
3.) Halkın TBMM'ye ve orduya güveni arttı. Milli mücadelenin kazanılacağına olan inancı güçlendirdi.
4.) İtilaf devletleri, politikalarını yeniden gözden geçirmek için Londra konferansını toplamaya karar verdiler.
5.) Kazandığı başarıdan dolayı Albay İsmet Bey'in rütbesi generalliğe yükseltildi.

LONDRA KONFERANSI (21 Şubat - 12 Mart 1921):
TOPLANIŞ AMACI:
  • Yunanlılardan çok şey bekleyen İtilaf devletleri 1.İnönü muharebesi sonunda hayal kırıklığına uğradılar.
  • Silah gücüyle elde edemediklerini diplomatik yollarla gerçekleştirmek istediler.
  • Amaç Sevr antlaşmasını biraz değiştirip yürürlüğe koymaktı.
  • İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan katıldı.
  • Bu konferansa İstanbul Hükumeti yanında TBMM Hükumeti de çağrıldı.
  • Konferans anlaşma sağlanamadan dağıldı.
  • Londra konferansı ile İtilaf devletleri TBMM hükumetini tanımış oldu. Onlara, Misak-ı Milli hakkında doğru bilgiler verildi. Hangi şartlarla barış yapılabileceği belirtildi. Dünya kamuoyuna Türk milletinin haklı davası tanıtılmış oldu.
MOSKOVA ANTLAŞMASI (16 Mart 1921):
  • 1. Dünya Savaşında İtilaf Devletleri grubunda yer alan Rusya, ülkesinde çıkan İhtilal yüzünden savaştan çekilmişti.
  • İngiltere, Fransa, İtalya Rusya'da kurulan yeni yönetimi tanımamış ve ona karşı cephe almışlardır.
  • Bu devletler Anadoluyu işgale başlayınca Rusya endişe duymaya başladı. Çünkü Anadolu'nun işgali, Rusya'nın güney sınırlarını tehlikeye sokacaktı.
  • Bu yüzden Rusya TBMM'ne yakınlaşmaya başladı. Önce Misak-ı Milliyi tanıdı.
  • Türk ordularının Doğu Cephesinde Ermenilere batı Cephesinde Yunanlılara karşı kazandığı başarıları izledi.
  • 16 Mart 1921'de Sovyet Rusya ile TBMM arasında Moskova Antlaşması imzalandı.
Buna göre;
  • Doğu sınırımız çizildi.
  • İki devlet arasında karşılıklı yardımlaşma kabul edildi. Birinin tanımadığı antlaşmayı diğeri de tanımayacaktı.
  • Rusya yeni Türk Devletini tanıdı.
  • TBMM ilk defa büyük bir devletle eşit şartlarla antlaşma imzalamıştır.
2.İnönü Savaşı (26 Mart - 1 Nisan 1921):
  • 1.İnönü savaşında ve Londra konferansında isteklerini Türk Devleti'ne kabul ettiremeyen İtilaf devletleri Yunanistan'ı yeni bir saldırı için kışkırttılar.
  • Amaç 1.İnönü Savaşının aynısı idi.
  • Yunanlılar yine yenildiler.
SONUÇLARI:
1.) Düzenli ordunun önemi bir kez daha kanıtlanmış oldu.
2.) İtalyanlar işgal ettikleri bölgeleri boşaltarak, Anadoluyu terk ettiler.
3.) Fransızlar Ankara'ya temsilciler göndererek anlaşma yolları aradılar ve işgal ettikleri Zonguldak'tan çekildiler.
4.) İtilaf devletlerinin Yunanistan'a olan güveni azaldı.

SAKARYA SAVAŞI (23 Ağustos - 13 Eylül 1921):
-Yunanlılar Türk ordusunu hazırlıksız yakalamak için 23 Ağustos 1921'de şiddetli bir saldırıya geçti.
  • M.Kemal askerlerine "Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça bırakılamaz." emrini verdi.
  • Savaş 22 gün 22 gece sürdü.
  • Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı cephesi komutanı İsmet Paşa yönetimindeki Türk ordusu büyük zafer kazandı.
SONUÇLARI:
1.) Türk milletinin bağımsızlık azmi daha da güçlendi.
2.) Mustafa Kemal'e "Gazilik" ve "Mareşallik" rütbesi ile unvanı verildi.
3.) Yunanistan umutsuzluğa düşerek savunmaya geçti.
4.) Dış politikada olumlu sonuçlar doğurdu. Kars ve Ankara Antlaşmaları imzalandı.

KARS ANTLAŞMASI (13 Ekim 1921):
  • TBMM Hükumeti ile Sovyet Rusya'ya bağlı Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan cumhuriyetleri arasında imzalandı.
  • Moskova antlaşması ile kabul edilen sınır tekrarlandı. Böylece Doğu sınırımız kesinleşmiş oldu.
ANKARA ANTLAŞMASI (20 Ekim 1921):
  • TBMM Hükumeti ile Fransa arasında imzalanmıştır.
  • Fransa yeni Türk Devletini resmen tanıdı.
  • Hatay dışında Güney sınırımız çizilmiş oldu. (Hatay'da özel bir yönetim kuruldu)
BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKUMANDAN MEYDAN MUHAREBESİ (26-30 Ağustos 1922):
  • Sakarya Savaşında yenilen Yunanlılar işgal etikleri yerleri ellerinde tutabilmek için savunmaya geçtiler.
  • Türk ordusunun amacı: Düşmanı Anadolu'dan söküp atmaktı. Bunu için 6 ay süren bir hazırlık devresi geçirdiler.
  • 26 Ağustos 1922 sabahı, Başkomutan M:Kemal, İsmet ve Fevzi Paşa taarruzu yönetmek için Kocatepe'de bulunuyorlardı.
  • 20 Ağustos'ta, muharebeyi doğrudan M.Kemal yönetti. Bu savaş tarihimize Başkomutanlık Meydan Savaşı olarak geçti. Dumlupınar'da düşman yenilgiye uğratıldı.
  • 1 Eylül sabahı, M.Kemal Paşa "Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri." emrini verdi.
  • Yunan Başkomutanı Trikopis esir edildi. Türk orduları 9 Eylül 1922'de İzmir'e girdi.
  • Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Malazgirt zaferiyle Anadolu'nun kapılarını Türklere açmış, Türkiye Selçuklu sultanı 2. Kılıç Arslan Miryakefalon zaferiyle Anadolu'nun Türk vatanı olduğunu belgelemiş, Başkumandan Muharebesi ise Anadolu'nun sonsuza dek Türk vatanı olarak kalacağını ispat etmiştir.
MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI (11 Ekim 1922):
  • Batı Anadolu'nun kurtarılmasından sonra sıra, Doğu Trakya ve Boğazlara gelmiştir.
  • Türk orduları İstanbul ve Çanakkale üzerine yürümeleri karşısında İtilaf devletleri telaşa kapıldılar.
  • İngiltere, Boğazlar ve İstanbul'u savunmak istediyse de Fransa ve İtalya'dan gerekli desteği göremedi. Sovyetler Birliği de Türkleri destekleyeceğini açıklayınca, ateşkes görüşmelerini kabul ettiler.
  • Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya katıldılar. Yunanlılar Mudanya açıklarında gemide beklediler.
  • Türkiyeyi Batı cephesi komutanı İsmet Paşa temsil etmiştir.
MADDELERİ:
1.) Doğu Trakya, Meriç ırmağının sol kıyısına kadar, on beş gün içinde Yunan ordusu tarafından boşaltılacak.
2.) Doğu Trakya, boşaltıldıktan sonra 30 gün içinde TBMM Hükumetine teslim edilecek.
3.) TBMM Hükumetine, barış antlaşmasının imzalanmasına kadar Doğu Trakya'da 8000 jandarma bulundurulacak.
4.) İstanbul ve Boğazlar, TBMM Hükumetine bırakılacak. İtilaf Devletleri kuvvetleri, barışın imzalanmasına kadar İstanbul'da kalacaktı.

ÖNEMİ:
  • Türklerin askeri zaferini tamamlayan siyasi bir zaferdir.
  • Mondros Ateşkes Antlaşması Hükümsüz hale gelmiştir.
  • Boğazlar, İstanbul ve Doğu Trakya savaş yapılmadan kurtarılmıştır.
  • Misak-ı Milli'de belirlenen sınırlara kavuşuldu.
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE ÖNEMİ (24 Temmuz 1923):
  • Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra barış esaslarını görüşmek üzere Lozan konferansı toplandı.(20 Kasım 1922)
  • Konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya katıldı. Boğazlar görüşülürken Rusya ve Bulgaristan da hazır bulundu.
  • Konferansta Türk Devletini İsmet Paşa başkanlığında bir heyet temsil etti.
  • Konferansta üç önemli konu çözümlenecekti.
1.) Türk-Yunan barışının esaslarını belirlemek.
2.) Osmanlı Devletinin tarihe karıştığını kabul ederek yeni Türk Devletini tanımak.
3.) Osmanlıların yabancılara vermiş olduğu kapitülasyonları kaldırmak.
  • Görüşmeler çok çetin geçti
  • Borçlar meselesi, kapitülasyonlar, İstanbul'un boşaltılması, Irak sınırımızın belirlenmesi konularında anlaşmaya varılamadı. 4 Şubat 1923'de dağıldı.
Daha sonra tekrar toplanan Lozan konferansında(24 Temmuz 1923'da imzalandı) su kararlar alındı.
1.) Trakya sınırı, Mudanya Ateşkes Antlaşmasıyla kararlaştırıldığı şekilde olacak.
2.) Bozcaada ve Gökçeada Türkiye'ye verilecek; Midilli, Sakız, Sisam adaları Yunanistan'da kalacak, fakat askersiz hale getirilecek.
3.) Türkiye'deki Rumlar ve Yunanistan'daki Türkler karşılıklı olarak değiştirilecekler, Batı Trakya'daki Türkler ile İstanbul'daki Rumlar, bu değişmenin dışında bırakılacak.
4.) Yunanistan, savaş tazminatı yerine Karaağaç'ı Türkiye'ye verecek.
5.) Çanakkale ve İstanbul boğazlarının iki yanında dar bir bölge askersiz hale getirilecek. Türkiye, bir savaşa girecek olursa, Boğazları silahlandırabilecekler.
6.) Yabancı savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini, Türkiye'nin başkanlında kurulacak Uluslararası Boğazlar Komisyonu denetleyecek.
7.) Suriye sınırı, Fransızlarla daha önce yapılan Ankara Antlaşmasında belirlendiği gibi kalacak.
8.) Kapitülasyonlar kaldırılacak.
9.) Osmanlı borçları, Osmanlı Devletinden ayrılan devletlerle aramızda paylaşılacak; borçların bize düşen bölümü düzenli taksitlere bağlanacaktı.
 
Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
Türk Kurtuluş Savaşının ve Türk İnkılaplarının büyük önderi Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk vatanının bağımsızlığını kazanması için giriştiği savaş ve Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği inkılaplarla geçen yaşamı 57 yıl sürmüş ve Büyük Önder 10 Kasım 1938'de ebediyete intikal etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiyeyi bütün kurumları ile çağdaş uygarlığın bir üyesi yapan, insanlık tarihine mal olmuş büyük bir önderdir. Onun yüceliğini her yönüyle temsil edecek, ilke ve inkılapları ile çağdaşlaşmaya yönelik düşüncelerini yansıtacak bir anıt mezar yapma fikri, Atatürk'ü kaybetmenin derin hüznü içindeki Türk milletinin ortak isteği olarak belirmiş ve yapımına karar verilmiştir.

RASATTEPE (ANITTEPE)
Anıtkabir yapılmadan önce rasat istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe idi.
Bu tepede, M.Ö 12. yüzyılda Anadolu'da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir'in Rasattepe'de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

ANITKABİR'İN İNŞAATI


Anıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, inşaatın başlayabilmesi için ilk aşamada kamulaştırılma çalışmalarına başlandı. Anıtkabir'in inşaatı ise 9 Ekim 1944'de görkemli bir temel atma töreni ile başladı. Anıtkabir'in inşası 9 yıllık bir süre içinde 4 aşamalı olarak yapılmıştır.

Birinci Kısım İnşaat: 1944-1945
Toprak seviyesi ve aslanlı yolun istinat duvarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944'te başlamış ve 1945'te tamamlanmıştır.

İkinci Kısım İnşaat: 1945-1950
Mozole ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaat 29 Eylül 1945'te başlamış, 8 Ağustos 1950'de tamamlanmıştır. Bu aşamada inşaatın kagir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, anıt kütlesinin "temel projesinin" hazırlanması kararlaştırılmıştır. 1947 yılı sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu tamamlanmış ve her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmiştir.

Giriş kuleleri ile yol düzeninin önemli bir kısmı, fidanlık tesisi, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlanmıştır.

Üçüncü Kısım İnşaat: 1950
Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı, anıta çıkan yollar, aslanlı yol, tören meydanı ve mozole üst döşemesinin taş kaplaması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu.

Dördüncü Kısım İnşaat: 1950-1953
Anıtkabir'in 4. kısım inşaatı ise şeref holü döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve şeref holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat 20 Kasım 1950'de başlamış ve 1 Eylül 1953'te bitirilmiştir.

"Anıtkabir Projesi"nde mozolenin kolonat üstünde yükselen tonoz bir bölüm vardı. 4 Aralık 1951 tarihinde hükumet, şeref holünün 28 m.lik yüksekliğinin azaltılması ile yapının daha çabuk bitirilmesinin mümkün olup olmadığını mimarlara sordu.

Mimarlar yaptıkları çalışmalar sonunda şeref holünü taş bir tonoz yerine, bir betonarme tavan ile örtmenin mümkün olduğunu bildirdiler. Böylece tonoz yapının zemine vereceği ağırlık ve bunun doğuracağı teknik mahzurlar da ortadan kalkıyordu.

Anıtkabir yapımında beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır.

Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı İlçesinden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy'den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Çankırı Eskipazar'dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır.

Şeref holünün zemininde kullanılan krem, kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale, Hatay ve Adana'dan, şeref holü iç yan duvarlarında kullanılan kaplan postu Afyon'dan, yeşil renk mermer Bilecik'ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki yekpare lahit taşı Adana'nın Osmaniye İlçesinden, lahitin yan duvarlarını kaplayan beyaz mermer ise Afyon'dan getirilmiştir.

ANITKABİR'İN MİMARİ ÖZELLİKLERİ
Türk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, "II. Ulusal Mimarlık Dönemi" olarak adlandırılır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı binalar yapılmıştır. Anıtkabir bu dönemin özelliklerini taşımaktadır.

Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir'de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme ögelerine sıkça rastlanır.

Örneğin dış cephelerde, duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliğinde testere dişi olarak adlandırılan bordür bulunmaktadır. Ayrıca Anıtkabir'in bazı yerlerinde (Mehmetçik Kulesi, Müze Müdürlüğü) kullanılan çarkıfelek ve rozet denilen taş süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır.

Bütün bu özellikleriyle yapıldığı dönemin en iyi örneklerinden biri olan Anıtkabir yaklaşık 750.000 m² lik bir alanı kaplamakta olup, Barış Parkı ve Anıt Bloku olarak iki kısma ayrılır.

A- BARIŞ PARKI

Anıtkabir; Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" özdeyişinden ilham alınarak, çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye'nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan Barış Parkı içinde yükselmektedir.

Afganistan, A.B.D., Almanya, Avusturya, Belçika, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Irak, İngiltere, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kıbrıs, Mısır, Norveç, Portekiz, Yugoslavya ve Yunanistan'dan çeşitli ağaç ve fidanlar getirilmiştir. Bugün Barış Parkında 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı, ağaççık ve süs bitkisi bulunmaktadır.

B- ANIT BLOKU
Anıtkabir Anıt Bloku üç bölümden oluşmaktadır.
1- Aslanlı Yol
2- Tören Meydanı
3- Mozole

Anıtkabir'e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak istiklal ve hürriyet kuleleri yer alır.

Anıtkabir yapı topluluğu içinde, simetri gözetilerek yerleştirilmiş olan on adet kule vardır. Bu kulelere ulusumuzun ve devletimizin oluşumunda büyük tesirleri olan yüce kavramları temsil eden isimler verilmiştir. Kuleler, plan ve yapı bakımından birbirinin benzeridir. Kareye yakın 12 x 14 x 7,20 m. boyutlarında dikdörtgen plan üzerine kurulmuş olan kulelerin üzeri piramit biçiminde çatılarla örtülüdür. Çatıların tepelerinde, eski Türk çadırlarında görülen tunç mızrak ucu vardır. Eski Türk kilim desenlerinden alınmış geometrik süslemeler, fresk tekniğinde uygulanmıştır.

Ayrıca kulelerin iç duvarlarında, o kulenin ismiyle ilgili bir kompozisyon ve Atatürk'ün özlü sözleri bulunmaktadır.

İSTİKLAL KULESİ
Aslanlı yolun sağ başındaki İstiklal Kulesinin iç duvarlarında bulunan kabartmada, ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında bir kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, mitolojide ve Selçuklu sanatında gücün, istiklal ve bağımsızlığın sembolü olarak tasvir edilmiştir. Kılıç tutan genç ise istiklali savunan Türk milletini temsil etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.

Ayrıca kule duvarlarında yazı bordürü olarak Atatürk'ün istiklalle ilgili şu sözleri yer almaktadır:

"Ulusumuz en korkunç yok oluşla son buluyor gibi görünmüşken, tutsak edilmesine karşı evladını ayaklanmaya davet eden atalarının sesi, kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son Kurtuluş Savaşı'na çağırdı." (1921)

"Hayat demek savaşma, çarpışma demektir. Hayatta başarı kesinlikle savaşta başarı kazanmakla mümkündür." (1927)

"Biz hayat ve bağımsızlık isteyen ulusuz ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı hiçe sayarız." (1921)

"İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar." (1927)

"Bu ulus bağımsızlıktan yoksun olarak yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır, ya istiklal ya ölüm." (1919)

Kulenin içinde ise Anıtkabir maketi ile Anıtkabir'i tanıtıcı ışıklı panolar bulunmaktadır.

HÜRRİYET KULESİ
Aslanlı Yol'un sol başında bulunan Hürriyet Kulesi içindeki kabartmada; elinde kağıt tutan melek figürü ile meleğin yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek figürü bağımsızlığın kutsallığını, elindeki kağıt "Hürriyet Beyannamesi"ni sembolize etmektedir. At figürü ise hürriyet ve bağımsızlık sembolüdür. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.

Kule duvarlarında Atatürk'ün hürriyet ile ilgili şu sözleri yazılıdır.

"Esas, Türk ulusunun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir işleme hak kazanamaz." (1927)

"Bence, bir ulusta şerefin, onurun, namusun ve insanlığın sürekli olarak bulunabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olabilmesiyle mümkündür."

"Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayandığı ulusal egemenliktir."

"Bütün tarihsel yaşantımızda özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz."

Kule içinde Anıtkabir'in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ve inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.

KADIN HEYKEL GRUBU
İstiklal kulesinin önünde, ulusal giysiler giymiş üç kadından oluşan bir heykel grubu vardır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk'e tanrıdan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır.

Bu üçlü grup, Türk kadınlarının Atatürk'ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağırbaşlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Özkan'ın eseridir.

ERKEK HEYKEL GRUBU
Hürriyet Kulesinin önünde üç erkekten oluşan heykel grubu vardır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerini temsil ederken, onun yanında elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanı, biraz gerisinde ise yerel kıyafetlerle Türk köylüsü temsil edilmiştir. Her üç heykelin yüzünde derin acı ile Türk milletinin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. Heykel grubu, Hüseyin Özkan'ın eseridir.

ASLANLI YOL
Ziyaretçileri Atatürk'ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 m. uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem sebebiyle, Anadolu'da uygarlık kuran Hititlerin sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükuneti temsil etmektedir. Heykeller Hüseyin Özkan'ın eseridir.

TÖREN MEYDANI
Aslanlı yolun sonunda yer alan tören meydanı 129 x 84,25 m. boyutlarındadır. 15.000 kişi kapasiteli bu alanın zemini; siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.

MEHMETÇİK KULESİ
Aslanlı yolun bitiminde sağda Mehmetçik Kulesi yer almaktadır. Kulenin dış yüzeyinde yer alan kabartmada; cepheye gitmekte olan Mehmetçiğin evinden ayrılışı ifade edilmektedir. Bu kompozisyonda, elini asker oğlunun omuzuna atmış onu vatan için savaşa gönderen hüzünlü, fakat gururlu anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.

Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Mehmetçik ve Türk kadınları hakkında söylediği özlü sözler yer almaktadır:

"Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülke ile savaşmıştır." (1921)

"Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkanı yoktur." (1923)

"Bu ulusun çocuklarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü birimi bulunamaz."

Kulenin içinde; Anıtkabir ve Atatürk ile ilgili çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.

ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ KÜTÜPHANESİ
Mehmetçik ve Zafer kuleleri arasında yer alan; müze, kitaplık ve Kültürel Faaliyetler Müdürlüğü'nün içindeki birimde "Atatürk ve Türk Devrimi Kütüphanesi" bulunmaktadır. Atatürk, milli mücadele ve inkılaplar konulu Türkçe ve yabancı dillerde kitapların bulunduğu bir "İhtisas Kütüphanesi" olarak, her kesimden araştırmacı ve okuyucuya hafta içi 09.00-12.30 / 13.30-17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir.

ZAFER KULESİ
Kulenin duvarlarında Atatürk'ün en önemli üç zaferinin tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır.

Kule içinde Atatürk'ün naaşını 19 Kasım 1938'de İstanbul Dolmabahçe Sarayından alarak Sarayburnu'nda donanmaya teslim eden top arabası sergilenmektedir.

İSMET İNÖNÜ'NÜN LAHTİ
Barış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık sütunların oluşturduğu galerinin ortasında 25 Aralık 1973 yılında vefat eden Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı, Türk Milli Mücadelesinin Batı Cephesi komutanı ve ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün sembolik lahdi bulunmaktadır. Mezar odası alt kattadır.

İsmet İnönü, Anıtkabir'e 28 Aralık 1973'te Bakanlar Kurulu Kararı ile defnedilmiştir.

BARIŞ KULESİ
Kulenin iç duvarında Atatürk'ün "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesini dile getiren bir kabartma kompozisyonu yer almaktadır. Bu kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir asker figür tasvir edilmiştir. Bu asker barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk ordusunu sembolize etmektedir. Bu şekilde insanlar Türk ordusunun sağladığı huzur ortamı içinde günlük hayatlarını devam ettirmektedirler. Kabartma, Nusret Suman'ın eseridir.

Kule duvarlarında Atatürk'ün barış ile ilgili şu sözleri yer almaktadır.

"Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir." (1935)

"Yurtta Barış, Cihanda Barış."

"Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir." (1923)

Kulenin içinde ise Atatürk'ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.

23 NİSAN KULESİ
Kulenin iç duvarında 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Bu kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üzerinde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Kabartma, Hakkı Atamulu'nun eseridir.

Kule duvarlarında meclisin açılışıyla ilgili Atatürk'ün özlü sözleri yer almaktadır:

"Bir tek karar vardı: O da ulusal egemenliğe dayalı, hiçbir koşula bağlı olmayan bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmak." (1919)

"Türkiye Devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir."

"Bizim bakış açılarımız kuvvetin, gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır."

Kulede Atatürk'ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.

BAYRAK DİREĞİ
Anıtkabir'in Çankaya yönündeki 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında, tek parçalı yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. Amerika'da özel olarak yaptırılan 33.53 m. yüksekliğindeki bu direk, Avrupa'daki tek parça çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. Direğin 4 metresi kaidenin altında kalmaktadır. Amerika'da yaşayan Türk asıllı Amerika vatandaşı Nazmi Cemal tarafından, kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir'e hediye edilmiştir. Bayrak direğinin kaidesinde yer alan kabartmada; meş'ale Türk medeniyetini, kılıç taarruz gücünü, miğfer savunma gücünü, meşe dalı zaferi, zeytin dalı ise barışı simgelemektedir. Türk bayrağı, ulusumuzun yurdunu savunma, zafer kazanma, barışı koruma ve uygarlık kurma gibi yüce değerleri üzerinde dalgalanmaktadır. Kabartma Kenan Yontuç'un eseridir.

MİSAK-I MİLLİ KULESİ
Müzenin girişindeki bu kulenin içinde bulunan kabartma, tek vücut olarak kenetlenmemizi sembolize etmektedir. Kabartma, bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört elden ibarettir. Bu kompozisyon Türk vatanının kurtarılması için içilen millet andını ifade etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.

Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Milli Misak ile ilgili şu sözleri yazılıdır:

"Kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı tarih safhasına yazan ulusun demir elidir." (1923)

"Ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz." (1921)

"Ulusal benliği bulamayan uluslar başka ulusların avıdır." (1923)

Kulenin ortasında Anıtkabir'de icra edilen törenlere katılan heyetlerin özel defteri imzalamaları için imza kürsüsü yer almaktadır. Müzenin girişi olan bu kulede bulunan aktüalite panolarında Anıtkabir'de yapılan önemli törenlere ait fotoğraflar da sergilenmektedir.

ANITKABİR ATATÜRK MÜZESİ
Anıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılap kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 21 Haziran 1960'ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Burada Atatürk'ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmektedir.

Müzede ayrıca Atatürk'ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen'in müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmektedir.

İNKILAP KULESİ
Müzenin devamı olan bu kulede Atatürk'ün giydiği elbiseler sergilenmektedir. Kulenin iç duvarında yer alan kabartmada zayıf, güçsüz bir elin tuttuğu sönmek üzere olan bir meş'ale, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğunu simgelemektedir. Güçlü bir elin göklere doğru kaldırdığı ışıklar saçan diğer bir meş'ale ise, yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk'ün Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için yaptığı inkılapları simgelemektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.

Kule duvarlarında Atatürk'ün inkılaplarla ilgili şu sözleri yazılıdır:

"Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine, uygarlaşmasına teknik imkan ve bilimsel ihtimal yoktur."

"Biz ilhamlarımızı gökten ve bilinmeyen alemden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."

Müzenin giysi bölümü olarak kullanılan bu kulede; Anadolu Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr.Yılmaz Büyükerşen'in yaptığı Atatürk'ün gerçek boyutlarında balmumu heykeli bulunmaktadır.

CUMHURİYET KULESİ
Sanat Galerisinin girişi olan bu kulenin duvarlarında Atatürk'ün Cumhuriyet ile ilgili şu özlü sözü bulunmaktadır.

"En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi kavramış ve onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi gerçekten kanıtlamış olduğumuzdur."

Kulenin içinde, Atatürk'ün öğrenim gördüğü Manastır Askeri İdadisi ile Sivas ve Erzurum Kongre binaları ve I. T.B.M.M. binalarının maketleri ve o dönemlere ait fotoğraflar sergilenmektedir.

SANAT GALERİSİ Cumhuriyet Kulesi ve Müdafaa-i Hukuk Kuleleri arasında yer alan bu bölümde Atatürk'ün özel kitaplığı teşhir edilmektedir.

Duvarlarda Atatürk'ü ziyaret etmiş olan yabancı devlet adamları ile Atatürk'ü birlikte tasvir eden yağlı boya tablolar bulunmaktadır. Bu tablolar, ressam Rahmi Pehlivanlı'nın eseridir.

Galeride ayrıca, Atatürk, Milli Mücadele ve Anıtkabir konulu belgesel filmlerin gösterildiği sine vizyon bölümü yer almaktadır.

MÜDAFAA-İ HUKUK KULESİ
Bu kule duvarının dış yüzeyinde yer alan kabartmada, Kurtuluş Savaşımızda ulusal birliğimizin temeli olan Müdafaa-i Hukuk dile getirilmektedir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileri uzatmış sınırlarımızı geçen düşmana "Dur!" diyen bir erkek figür tasvir edilmiştir. İleri uzatılan elin altında bulunan ulu ağaç yurdumuzu, onu koruyan erkek figürü ise kurtuluş amacıyla birleşmiş olan milletimizi temsil etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.

Kulenin duvarlarında Atatürk'ün Müdafaa-i Hukuk konusunda söylediği sözler yer almaktadır:

"Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır." (1919)

"Ulus bundan sonra hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına şahsen kendisi sahip çıkacaktır." (1923)

"Tarih; bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar edemez." (1919)

"Türk ulusunun kalbinden, vicdanından doğan ve onu esinlendiren en esaslı, en belirgin istek ve iman belli olmuştu: Kurtuluş." (1927)

Kulenin içinde "Atatürk ve Milli Mücadele" konulu periyodik sergiler düzenlenmektedir. Ayrıca Atatürk'ün öğrenim gördüğü Harbiye Mektebinin maketi bulunmaktadır.

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMA
Kompozisyonun sağında bir genç, iki at, bir kadın ve bir erkek bulunmaktadır.Bunlar, savaşın ilk döneminde düşman saldırıları karşısında evlerini bırakıp yurt savunması için yollara düşmüştür. Sağdaki delikanlı arkaya dönmüş, sol elini kaldırıp yumruğunu sıkarak düşmanlara; "Bir gün döneceğiz ve sizden öcümüzü alacağız" demektedir.

Bu üçlü grubun önünde çamura batmış bir araba, çabalayan atlar, tekerleği döndürmeye çalışan bir erkek ve iki kadın ile ayakta bir yiğit ve ona bir kılıç sunan diz çökmüş bir kadın vardır. Bu grup figürleri, Sakarya Muharebesi başlamadan önceki dönemi temsil etmektedir. Bu grubun solunda, yere oturmuş iki kadın ve bir çocuk, düşman istilası altında, Türk ordusunu bekleyen halkımızı simgelemektedir. Bu halkın üzerinden uçarak Başkomutan Mustafa Kemal'e çelenk sunan bir zafer meleği vardır.

Kompozisyonun sonunda yere oturan kadın vatan anayı, diz çöken genç Sakarya Meydan Muharebesini kazanan Türk ordusunu, meşe ağacı ise zaferi simgelemektedir. Vatan ana, Türk ordusunun zaferinin simgesi olan meşe ağacını göstermektedir. Kabartma İlhan Koman'ın eseridir.

BAŞKOMUTAN MEYDAN MUHAREBESİ KONULU KABARTMA
Kompozisyonun solunda yer alan ve bir köylü kadın, bir erkek çocuk ve bir attan oluşan grup milletçe savaşa hazırlık dönemini temsil etmektedir. Sonraki bölümde; Atatürk bir elini ileri uzatmış ve "Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri!" diyerek ordularımıza hedefi göstermektedir. Öndeki melek, Ata'nın emrini borusu ile uzak ufuklara iletmektedir. Bundan sonraki bölümü de, Atatürk'ün emrini yerine getiren Türk ordusunun fedakarlıklarını ve kahramanlıklarını temsil eden kabartmada, vurulup düşen bir erin elindeki bayrağı kavrayan bir yiğit ile siperde ellerinde kalkan ve kılıçlı bir asker Türk ordusunun taarruzunu sembolize etmektedir. Önde ise elinde Türk bayrağı ile Türk ordusunu çağıran zafer meleği bulunmaktadır. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir.

MOZOLE
Anıtkabir'in en önemli bölümü olan mozoleye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında "hitabet kürsüsü" yer almaktadır. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup, ortasında Atatürk'ün "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sözü yazılıdır. Kürsü Kenan Yontuç'un eseridir.

Mozole 72x52x17 m. boyutlarında uzunca dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arka sekiz, yan cepheler ise 14.40 m. yüksekliğinde on dört kolonatla çevrelenmiştir. Mozole cephesinde, solda Atatürk'ün Türk gençliğine hitabı, sağda ise Cumhuriyet'in kuruluşunun 10. yıl dönümünde söylediği nutku yer almaktadır. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızlarla yazılmıştır.

ŞEREF HOLÜ
Şeref holüne bronz kapılardan girilir. Girişte sağda Atatürk'ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna son mesajı, solda ise 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Atatürk'ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli Türk milletine taziye mesajı yer almaktadır. Bu iki yazıt Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olan 1981'de yazılmıştır.

Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, Atatürk'ün sembolik lahdi bulunmaktadır. Lahit taşı tek parça kırmızı mermer olup 40 ton ağırlığındadır. Lahit taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermeri ile kaplıdır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay'dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik'ten getirilen kırmızı, siyah, yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.

Şeref holünün 27 kirişten oluşan tavanı ile yan galeri tavanları mozaik ile süslenmiştir. Şeref holünün yüksekliği 17 m. olup, yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meş'ale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü, düz kurşun çatı ile örtülüdür.

MEZAR ODASI
Atatürk'ün aziz naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı, tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde bütün illerden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.

ALAGÖZ KARARGAH MÜZESİ
Sakarya Savaş'ında düşmanın Polatlı yakınlarına kadar ilerlemesi üzerine Batı Cephesi Komutanlığı, Ankara-Polatlı arasındaki Alagöz Köyü'nü Cephe Karargahı olarak seçmiştir. Bu köyün halkından, Türkoğlu Ali Ağa'ya ait çiftlik evi karargah olarak kullanılmıştır.

Sakarya Savaşının bitiminde bina, sahipleri olan Ali Türkoğlu ve oğulları tarafından 1965 yılına kadar ev olarak kullanılmıştır. 1965 yılında varisleri tarafından Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilmiştir. 1967 yılında, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı olan Anıtkabir Müze Müdürlüğü'ne devredilen binanın, restorasyonu yapılarak müze haline getirilmiştir.

10 Kasım 1968 tarihinde sadece üst katı tanzim edilerek teşhire açılmış, alt kat odaları ise 1983 yılında yapılan yeni bir düzenlemeyle teşhire açılmıştır.

Bina iki katlıdır ve, Giysi Odası, Kitaplık ve Hatıra Eşya Odası, Zabitan Yemek Odası, Mutfak, Muhabere Odası, Başkumandanlık Odası, Kurmay Heyeti Odası, Dinlenme Odası, Yaveler Odası, Atatürk'ün Yatak Odası, Atatürk'ün Yemek Odası ve Hizmet Eri Odası olmak üzere 12 odadan oluşmaktadır.
 
Entry sayısı
272
Puanı
0
Kredi
0.359
ATATÜRK HAFTASI
( 10 - 16 Kasım ) Ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü. O tarihten bu yana 10 Kasım'la başlayan hafta, yurdumuzda Atatürk Haftası olarak değerlendirilir. Bu hafta içinde; Atatürk'ün yaşamı, yurtseverliği, inkılap ve ilkeleri anlatılır. Ata'nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk'ün konuşmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk'le ilgili filmler gösterilir. 10 Kasım günü Atatürk, tüm yurtta törenlerle anılır. Ölüm anı olan saat dokuzu beş geçe "ti" sesi ile saygı duruşuna geçilir. Kara ve deniz taşıtları oldukları yerde durarak düdüklerini çalarlar. Düzenlenen anma törenlerinde Ata'nın yaşam öyküsü, Atatürk inkılap ve ilkeleri anlatılır, seçilmiş Atatürk şiirleri okunur.

ATATÜRK'ÜN YAŞAMI
Selanik'te Ahmet Subaşı Mahallesinin Islahhane Caddesinde iki katlı pembe boyalı bir ev vardı. Bu evde Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım otururdu. 1881 yılında bir oğulları oldu. Adını Mustafa koydular. Mustafa sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuktu. Bütün çocuklar gibi Mustafa'nın çocukluğu da mahallede komşu çocukları ile güle oynaya geçti. Mustafa, Şemsi Efendi Okuluna başladı. Kısa bir süre sonra babası Ali Rıza Efendi öldü. Güç koşullar altında öğrenimini sürdüren Mustafa, bugünkü askeri ortaokul dengi olan Askeri Rüştiye'ye başladı. Orta kısmı başarı ile bitirdikten sonra lise dengi olan Manastır Askeri İdadi'sine yazıldı. Derslerine düzenli olarak çalışan Mustafa Kemal liseyi bitirdi. İstanbul'a gelerek Harp Okulunun piyade sınıfına girdi. Üç yıllık öğrenimini başarı ile sona erdi. Kurmay subay yetiştirilmek üzere Kurmay Okulu'na seçildi. Mustafa Kemal, bu okulda geleceğe yönelik tasarı ve ileri düşünceleriyle kendini tanıttı. Başarılı bir öğrenimden sonra Kurmay Yüzbaşı oldu. Zamanın padişahı II. Abdulhamit'in gizli polisleri Mustafa Kemal'in ileri düşüncelerini, arkadaşları ile yaptığı tartışmaları, Onun özgürlük ve siyasal konulardaki düşüncelerini padişaha bildirmişlerdi. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu nedenlerle Yıldız Sarayında sorguya çekildiler. Mustafa Kemal bir süre tutuklu kaldı. Fakat suçlu görülmedi. Ancak düşünceleri tehlikeli sayıldığı için, başkentten uzağa Şam'da bulunan Beşinci Orduya gönderildi.
 

Bu entry ile, eklediğiniz içeriği kendiniz yazdığınızı, başka kişilerin haklarını ihlal etmediğinizi ve katkılarınızı Creative Commons Attribution/Share-Alike Lisansı 3.0 ve GNU Özgür Belgeleme Lisansı ile yayımlamayı kabul ediyorsunuz. Köprü ya da URL kullanımları yeterli atıf olarak kabul edilir. * Lütfen eklediğiniz bilgiler için kaynak gösterin! * Telif hakları saklı eserlerin kopyalanması yasaktır!

Liste ekle, listele ve kazan!

Puan kazan, ürün al Entry/başlık ekle para kazan

Aklınıza takılan tüm soruların yanıtları S.S.S sayfamızda detaylı olarak açıklanıyor.

Listelik Xenforo yazılımı ile hazırlanmış bir platformdur. Sitemizde çeviri hataları veya farklı hatalar olabilir. Böyle bir hata tespit edersiniz veya sitemizi geliştirmek için öneriniz var ise lütfen iletişim sayfamızdan bize bildirin. Size şimdiden çok teşekkür ederiz.

Katkıda bulunmayı düşünün!

Siz de listelere entry ekleyebilir, üye olarak ekli entry'lerde düzenlemeler yapabilir, oy verebilirsiniz. Listelik'ten tam anlamıyla faydalanabilmek için üye olmanızı tavsiye ederiz.

Biliyor musunuz?

100 onaylı entry eklerseniz 'Onaylı Yazar' statüsünde olabilirsiniz, bu statüde entry'ler otomatik yayınlanır.

Listelere entry ekleyerek katkıda bulunabilir, bilgiler paylaşabilirsiniz.

Galeriler'de oluşturulan albümlere siz de yeni medya öğeleri ekleyebilirsiniz.

Üst Bottom